Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2011/3033 E. 2011/4659 K. 08.04.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/3033
KARAR NO : 2011/4659
KARAR TARİHİ : 08.04.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 03.08.2010 gününde verilen dilekçe ile tapu kaydına geçici tescil şerhi işlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın görev yönünden reddine dair verilen 16.12.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, 4542 ada 6 parsel sayılı taşınmazda 211/1057 payının satışı için vekaletname verdiğini ancak vekilin satış talebinin vekaletnamedeki kimlik bilgileri ile tapudaki kimlik bilgilerinin birbirini doğrulamadığı gerekçesiyle reddedildiğini ileri sürerek, ret kararının geçersizliğinin tespiti ile Türk Medeni Kanununun 1016. maddesi uyarınca tapu kaydına geçici tescil şerhi verilmesini talep etmiştir.
Davalı, davanın kendilerine yöneltilemeyeceğini, ayrıca satış talebinin reddinin doğru olduğunu savunmuştur.
Mahkemece, uyuşmazlığın idari yargıda çözümlenmesi gerektiği belirtilerek dava reddedilmiş, hükmü davacı temyiz etmiştir.
Dava, tapu kaydına geçici tescil şerhi kararı verilmesi istemine ilişkindir.
Bilindiği gibi, Türk Medeni Kanununda ayni haklar için söz konusu olan teknik anlamdaki tescil kurumunun yanı sıra bazı kişisel hakların(TMK m.1009), tasarruf yetkisini kısıtlaması(TMK m.1010) ve geçici tescilin şerh verilmesi (TMK.m.1011) imkanı kabul edilmiştir. Bu şerhlerin tapuya kaydı ise farklı yöntemlere tabidir.
Somut olayda; davacı, satış taleplerinin Tapu Sicil Müdürlüğü tarafından karşılanmaması nedeniyle hükmen geçici tescil şerhi talep etmektedir. Anılan şerh, Türk Medeni Kanununun 1011 ve 1016. maddelerinde düzenlenmiştir. Tapu sicilinin temel amacı taşınmaza ilişkin bütün ayni hak ilişkilerini yansıtmaktır. Bu amaca erişmek için her tescilin maddi bakımdan mevcut bir hakka dayanması ve sicilde tescil gerçekleşmemiş ise bir ayni hakkın varlığının kabul edilmemesi gerekir. Ancak, tapu sicilinde var olan bir hakkın terkin edilmeden sona ermesi mümkün olduğu gibi bir hakkın sicil dışı kazanımı da söz konusu olabilir. Ancak, iyiniyetli hak iktisap eden kişilerin hakları da kanunen korunmaktadır(TMK m.1023). Tapu siciline hakim olan tescil prensibi ve kaydın aleniliği ve doğruluğu ilkeleri karşısında Kanun sicil dışı kazanımlar, yolsuz terkin veya tescil karşısında ayni hakları korumak için bazı tedbir ilkeleri de kabul etmiştir. Bunlardan birisi de geçici tescil şerhidir.
Geçici tescil şerhi Kanunda iki hal için kabul edilmiştir. Bunlardan birisi iddia edilen ayni hakkın güvence altına alınmasının gerekli olması(TMK m.1011/1), diğeri ise tasarruf yetkisini belirleyen belgelerdeki noksanlıkların sonradan tamamlanmasına kanunun olanak tanımasıdır(TMK.m.1011/2).
Somut olayda, davacının satış talebi tasarruf yetkisinin kanıtlanamaması nedeniyle karşılanmamıştır. Bu durumda anılan Türk Medeni Kanununun 1011/2 maddesi kapsamında geçici tescil şerhinin verilip verilemeyeceğine kanunen olanak tanınıp tanınmadığının irdelenmesi gerekmektedir.
Tescilin tasarrufa konu taşınmaz malikinin yazılı beyanı ile yapılacağı, tescil için de tasarruf yetkisinin ve hukuki sebebin belgelenmiş olması gerektiği Türk Medeni Kanununda düzenlenmiş, Tapu Sicil Tüzüğünde de açıkça belirtilmiştir. Tasarruf yetkisine ve hukuki sebebe ilişkin belgeler tamam değil ise tescil istemi reddedilecektir. Ancak, hukuki sebebe ilişkin belgeler tamam olmasına rağmen, tasarruf yetkisini belirten belgenin tamamlanması gereken hallerde malikin onayı veya hakim kararıyla geçici tescil şerhi verilebilmektedir. Türk Medeni Kanununun 1016. maddesinde tanınan bu hak yukarıda değinilen 1011/2 kapsamında geçici tescil şerhi verilmesine olanak sağlamaktadır. Eldeki davada da hükmen geçici tescil şerhi kararı verilmesi talep edilmektedir.
Mahkemece dava tapu sicil müdürlüğünün tescil talebini reddetmesi nedeniyle davanın idari yargıda görüleceği gerekçesiyle dava reddedilmiştir.
Bilindiği gibi, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırları Başlıklı 2. maddesinin (a) bendinde idari işlemler hakkında, yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaati ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davaları, (b) bendinde de idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haklara muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları idari yargının görev alanı içinde sayılmıştır.
Türk Medeni Kanunu hükümleri çerçevesinde tapu sicilinde yapılan işlemlerin dayanağının idari işlem olacağı da kuşkusuzdur. Davalı idare de davacının tescil talebini tasarruf yetkisini kanıtlayamaması nedeniyle reddetmiştir. Davacı bu reddin doğru olmadığını ileri sürerken tasarruf yetkisini kanıtlayacak belgeleri tamamlayana kadar Türk Medeni Kanununun kendisine tanıdığı haktan yararlanmak amacıyla geçici tescil şerhi kararı talep etmektedir. Diğer bir anlatımla talebi yukarıda değinildiği gibi İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesi anlamında İdari Yargının görevi alanına giren bir işlemin iptali niteliğinde değildir. Bu haliyle davanın görülme yeri adli yargıdır. Mahkemece, açıklanan hususlar gözetilmeden görevsizlik kararı verilmesi doğru görülmediğinden, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 08.04.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.