Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2011/361 E. 2011/1831 K. 16.02.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/361
KARAR NO : 2011/1831
KARAR TARİHİ : 16.02.2011

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı tarafından, davalılar aleyhine 13.07.2009 gününde verilen dilekçe ile müdahalenin meni – kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 24.09.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, paylı mülkiyet rejimine tabi taşınmazda kullanma taksimi sonucu özel yol olarak bırakılan bölüme davalıların pulluk koyarak ve hak iddia ederek oluşturdukları haksız elatmasının önlenmesi ve kal istemiyle açılmıştır.
Davalılar, çekişme konusu taşınmazın kullanma taksimine tabi tutulduğunu, ne var ki yola cephesi olması nedeniyle taşınmaz içerisinde ayrıca özel yol bırakılmadığını, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava kabul edilmiştir.
Hükmü, davalılar temyiz etmiştir.
Uyuşmazlık tapuda 42 ada 4 parsel sayısıyla kayıtlı taşınmaz üzerindedir. Çekişme konusu yer, bilirkişinin 04.01.2010 tarihli krokisinde yol olarak gösterdiği bölümdür. Tapu kayıt örneğinden, çekişmeli taşınmazın 3/8 payının …. 3/8 payının .., 2/8 payının ise …. adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Paylı mülkiyet rejimine tabi olan bu taşınmazda, harici kullanma taksimi yapıldığı, dava konusu bölümün ise özel yol olarak paydaşların tamamının yararlanmasına bırakıldığı iddia edilmiştir.
Bilindiği üzere, Türk Medeni Kanununun 706, Borçlar Kanununun 213, 2644 sayılı Tapu Kanununun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazların harici veya fiili taksimi ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşmayla belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre de paydaşlar bu
durumu benimsemişlerse; kayıtta paylı, eylemli olarak bağımsız bu oluşumun resmi taksim yapılana veya ortaklığın giderilmesine kadar “ahde vefa” (söze sadakat) kuralı doğrultusunda korunması gerekir. O yüzden mahkemece açıklanan bu yön üzerinde durulması, başka bir anlatımla taşınmazın tüm paydaşların katıldığı kullanma paylaşımına konu olup olmadığının, tarafların bu konudaki delilleri istenerek açıklığa kavuşturulması gerekir.
Somut olaya gelince;
Davacı, kayıt maliklerinden ….’in mirasçısıdır. Hüseyin’in diğer mirasçıları olan … ve … ise davada taraf durumunu almamıştır. Davalılar ise 1925 yılında öldüğü anlaşılan …nin mirasçılarındandır. …nin diğer mirasçıları da taraf durumunu almamıştır. Diğer taraftan, kayıtta 3/8 pay sahibi olan Muhittin’in tüm mirasçıları davada taraf değildir. Dolayısıyla kayıt malikinin tüm mirasçıları davada taraf olmadan, bunları da bağlayacak şekilde yokluklarında fiili taksim iddiası tartışılamaz.
Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş, tüm paylı maliklerin mirasçıları tespit edilerek onlar hakkında dava açmak üzere davacıya uygun bir süre vermek, açılırsa dava dosyasını eldeki dava dosyası ile birleştirmek, fiili taksim iddiasını kayıt maliklerinin tamamının taraf olduğu davada değerlendirerek sonucuna uygun bir hüküm kurmak olmalıdır.
Bir kısım kayıt maliki mirasçılarının yokluğunda, sonuçta onları da bağlayacak şekilde taksim olgusunun kabulü doğru olmamıştır.
Karar, açıklanan nedenle bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, 16.02.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.