YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/3702
KARAR NO : 2011/6093
KARAR TARİHİ : 04.05.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 11.07.2010 gününde verilen dilekçe ile satış vaadine dayalı tapu iptali ve tescil, 17.12.2007 ve 26.12.2007 tarihli dilekçeler ile satış vaadi sözleşmesinin iptali istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine, birleşen davaların kabulüne dair verilen 15.06.2010 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davacı davalı …. vekili tarafından istenilmekle tayin olunan 15.02.2011 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı davalı …. vekili Av…. ile karşı taraftan davacı davalı … ve vekili Av. … geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildi, duruşmanın bittiği bildirildi. Iş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Asıl davada, davacı 09.03.2004 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile 527 ada 15 sayılı parselin satışının vaat edildiğini, davalı adına olan tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Birleşen davanın davacısı … asıl davada dayanılan 09.03.2004 günlü satış vaadi sözleşmesinin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak düzenlendiğini, sözleşmenin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Birleştirilen 2007/485 esasta kayıtlı davada; davacı … davalılar … ve … …’in 09.03.2004 tarihli sözleşmeyi borçlu … hakkında yaptığı icra takibini semeresiz bırakmak kastıyla düzenlediklerini, satış vaadi sözleşmesi şeklinde yapılan tasarrufun iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, asıl davanın reddine, birleşen 2007/472 ve 2007/485 esaslarda kayıtlı davaların kabulü ile 09.03.2004 tarihli satış vaadi sözleşmesinin iptaline karar verilmiştir.
Hükmü, asıl davanın davacısı birleşen davaların davalısı … … temyiz etmiştir.
Bilindiği üzere, kaynağını Borçlar Kanununun 22. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri taşınmaz malların satımına ilişkin değil, ileride satış işlemi yapılmasına dair sözleşmelerdendir. Sözleşmenin vaat borçlusu olan tarafı edimini yerine getirmezse Türk Medeni Kanununun 716. maddesinden yararlanacak olan vaat alacaklısı mülkiyetin tescilini dava yoluyla isteyebilir. Asıl davada dayanılan 09.03.2004 tarihli satış vaadi sözleşmesi şekil koşullarına uyularak yapıldığından hüküm ve sonuç meydana getirir.
Kuşkusuz, satış vaadi sözleşmesinin de muvazaalı olarak yapıldığı ileri sürülebilir. Kısaca ifade etmek gerekirse, muvazaa irade ile beyan arasında kasten yaratılmış aykırılıktır. Bu gibi durumlarda satış vaadi sözleşmesinin ivazlı olarak (bedel karşılığı) değil de bağış amaçlı veya mirasçıların bazılarından ya da alacaklılardan mal kaçırmak amacı ile yapıldığı kabul edilebilir. Ancak, muvazaalı ile illetli olan sözleşmenin taraflarından biri bu gibi bir iddiaya, başka bir deyişle kendi muvazaasına dayanamaz.
Yapılan bu saptamaya göre vaat borçlusu … …’in birleştirilen 2007/472 esastaki davasının reddi gerekir.
Davacı ve birleşen davanın davalısı … …’in yine birleştirilen ve … tarafından açılan 2007/485 esasta kayıtlı ve kabul ile sonuçlanan davaya yönelik temyiz itirazlarına gelince;
04.06.1958 tarihli ve 5/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gerekçesinde vurgulandığı ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 76. maddesinde hükme bağlandığı üzere, hakim bir davada sadece tarafların ileri sürdükleri maddi vakıalar ve netice-i talepleri ile bağlı olup dayandıkları kanun hükümleri ve onların vasıflandırmalarıyla bağlı değildir.
Birleşen davanın davacısı … 2007/485 sayılı dava dosyasında davalılardan …’den senede bağlı alacakları olduğunu, yaptığı icra takibinin kesinleştiğini; ancak alacağını elde edemediğini, davalı … ile diğer davalı … … arasındaki 09.03.2004 günlü taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin mal kaçırmak amacıyla yapıldığını, 09.03.2004 tarihli taşınmaz satış vaadi sözleşmesi şeklinde yapılan tasarrufun iptalini istemiştir. İleri sürülen bu iddia şekline göre dava, düzenlemesi İcra ve İflas Kanununun 277 ve devamı maddelerinde yapılan tasarrufun iptali davasıdır. Gerçekten,bu tür bir dava alacaklı tarafından borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunanlar veya borçlu tarafından kendilerine mutat olmayan ödeme yapılan kimseler ya da bunların mirasçıları ile kötü niyetli üçüncü kişiler aleyhine açılabilir. Ancak, bu davanın dinlenebilmesi için alacaklının takip tarihinde kesinleşmiş bir alacağının bulunması, yaptığı icra takibinin kesinleşmiş olması, tasarrufta bulunanın tasarrufun yapıldığı tarihte borçlu olması, tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmış bulunması ve borçlu hakkında alınmış geçici (İİK. m.105) ya da kat’i (İİK. m. 143) aciz belgesinin var olması gerekir. Geçici aciz belgesinden maksat haczedilen menkul ve gayrimenkuller hakkında haczin yapıldığı mahalde haczi yapan memur tarafından düzenlenecek tutanak, kat’i aciz belgesinden maksat ise icra takibi sonucu paraların paylaştırılmasından sonra alacaklıya verilecek olan ve alacaklının alacağını alamadığına dair düzenlenen belgedir. Ancak, bu belgelerin alacaklı elinde bulunması ona tasarrufun iptali davası açma yetkisi verir (İİK. m. 277). Aciz belgesinin varlığı davanın dinlenebilme koşuludur. Bundan ötürü de mahkemece re’sen gözetilmesi gerekir.
Mahkemece İcra ve İflas Kanununda tasarrufun iptali için sayılan nedenlerin (İİK. m. 278, 279, 280 ve 281) somut olayda gerçekleşip gerçekleş- mediği üzerinde hiç durulmamış ve araştırılmamıştır. Kaldı ki, davanın dinlenebilme koşulu olan ve alacaklının elinde bulunması gereken aciz belgesi de yoktur.
Yapılan bu saptamalara göre de 2007/485 esasta kayıtlı davacı … tarafından açılan davanın da reddi gerekirken, davanın vasıflandırılmasında yanılgıya düşülerek bazı gerekçelerle kabulü doğru olmamıştır.
Karar bütün bu nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın BOZULMASINA, 825,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalı davacı … ve … …’den alınarak davacı davalı … …’e verilmesine, peşin yatırılan harcın iadesine, 04.05.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.