YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/4138
KARAR NO : 2011/6328
KARAR TARİHİ : 16.05.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 16.10.2009 gününde verilen dilekçe ile ölünceye kadar bakım akdine bağlanarak yapılan temliki tasarrufun sözleşmenin geçersizliği iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil veya tenkis istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 23.11.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, ortak miras bırakan …’in fiil ehliyetini haiz olmadığı halde davalı ile 12.02.2009 tarihli ölünceye kadar bakma sözleşmesi düzenlediğini, akit yapma ehliyetinin yokluğu nedeniyle sözleşmenin geçersiz olduğunu, kaldı ki mirasçılardan mal kaçırma amacı taşıdığını, davalının bakma borcunu da yerine getirmediğini, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptalini, tapunun iptali ve mirasçılar adına tescilini, olmazsa tenkise karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava reddedilmiştir.
Hükmü davacı temyiz etmiştir.
Burada öncelikle ehliyet sorunu üzerinde durulması gerekecektir. Gerçekten sözleşmenin taraflarından birinin ehliyetten yoksun bulunduğu iddia edilmişse, bu iddianın tarafların gösterecekleri tüm delillerin toplanması, tanıklardan bu konuda açıklayıcı doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahade kağıtları, film grafilerinin eksiksiz olarak getirilmesi suretiyle araştırılması gerekir. Bunun yanında her ne kadar HUMK’nun 286.maddesinde belirtildiği gibi “bilirkişinin rey ve mütalaası” hakimi bağlamaz ise de temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir. Ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması, eylem ve işleme göre değişmesi, bu yönde en yetkili sağlık kurulundan özellikle adli tıp kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen, Türk Medeni Kanununun 409.maddesinin 2.fıkrasında akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporuyla belirleneceği de öngörülmüştür.
Mahkemece bütün bu yönler bir yana bırakılarak, eksik inceleme ve araştırmayla tarafların ortak mirasbırakanı Ragıp’ın durumu hakkında tek bir tanık sözüyle değerlendirme yapılması doğru olmamıştır.
Diğer taraftan davacı, sözleşmenin dolayısıyla tapuda mülkiyet aktarımının mirasçılardan mal kaçırmak kastıyla yapıldığını da ileri sürmüştür.
Kuşkusuz, ölünceye kadar bakım sözleşmesinin muvazaalı olarak yapıldığı her zaman ileri sürülebilir.
Kısaca ifade etmek gerekirse, muvazaa irade ile beyan arasında kasten yaratılmış aykırılıktır. Böyle bir savunma ileri sürülmüşse, mahkemece dayanılan sözleşmedeki tarafların gerçek ve müşterek amaçlarının Borçlar Kanununun 18. maddesi hükmünden yararlanılarak açıklığa kavuşturulması gerekir. Zira bu gibi durumlarda ölünceye kadar bakım sözleşmesinin ivazlı olarak (bedel karşılığı) değil de bağış amaçlı veya mirasçıların bazılarından mal kaçırmak amacı ile yapıldığı kabul edilmelidir.
O halde mahkemece yapılması gereken iş, tarafların gerçek iradelerinin açıklığa kavuşturulması bakımından yöntemine uygun inceleme ve araştırma yapmak, oluşacak sonuç doğrultusunda bir hüküm kurmak olmalıdır.
Açıklanan bu yönün gözardı edilmesi de doğru olmadığından, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde iadesine, 16.05.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.