YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/8404
KARAR NO : 2011/10620
KARAR TARİHİ : 21.09.2011
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı tarafından, davalı aleyhine 18.08.2010 gününde verilen dilekçe ile müdahalenin meni istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 01.03.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, paylı mülkiyet rejimine tabi taşınmazda özel yol olarak bırakılan bölüme öteki paydaşın elatmasının önlenmesi istemiyle açılmıştır.
Davalı, yararlanma hakkına elatması olmadığını, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
İncelenen tapu kayıt örneğinden, çekişme konusu 128 ada 32 sayılı parselin 1590/1790 payının tarafların ortak murisi …’e, 200/1790 payının ise davalı …’e ait olduğu görülmektedir. Davacı …, kayıt maliklerinden …’in mirasçısıdır. Taraflar dışında, taşınmazda muris …’in mirasçıları olan başkaca paydaşlar olduğu da anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, Türk Medeni Kanununun 706, Borçlar Kanununun 213, 2644 sayılı Tapu Kanununun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazların harici veya fiili taksimi ile paylarının mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşmayla belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre de paydaşlar bu durumu benimsemişlerse; kayıtta paylı, eylemli olarak bağımsız bu oluşumun resmi taksim yapılana veya ortaklığın giderilmesine kadar “ahde vefa” (söze sadakat) kuralı doğrultusunda korunması gerekir. Somut uyuşmazlıkta, 128 ada 32 sayılı parselin kullanma taksimine …’in mirasçılarından davacı …, davalı …, … ve …’in katıldığı, diğer mirasçıların bu taksim işlemine iştirak etmediği sabittir. Tüm mirasçıların katıldığı bir kullanma taksimi bulunmadığından, paydaş olan taraflar da taşınmazda belli bir kısmı kullanmakta olduğundan, bir paydaş diğer paydaşın elatmasının önlenmesi isteminde bulunamaz. Uyuşmazlığın giderilmesi, ancak resmi biçimde yapılacak bir taksim sözleşmesi ya da açılacak izale-i şuyu davası ile mümkündür.
Mahkemece davanın açıklanan bu nedenle reddi yerine, değişik bazı gerekçelerle reddi doğru değil ise de hüküm sonuç olarak davanın reddine ilişkin bulunduğundan, kararın gerekçesi düzeltilerek hükmün onanması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının bütün temyiz itirazlarının reddi ile karar gerekçesi HUMK’nun 438/son maddesi gereğince DÜZELTİLEREK hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, 21.09.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.