YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/8664
KARAR NO : 2011/11088
KARAR TARİHİ : 28.09.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 15.04.2002 gününde verilen dilekçe ile meraya elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 08.02.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, meraya el atmanın önlenmesi istemine ilişkindir.
Mera, bir veya birden fazla köy ve kasaba halkına, bağımsız veya birlikte tahsis edilmiş ya da kadimden beri hayvan otlatmak amacıyla kullanılan, hak sahiplerinin üzerinde intifa … olan arazi parçasıdır. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan mera yaylak ve kışlaklar, özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zamanaşımı uygulanmaz, sınırları daraltılamaz (4342 sayılı Mera Kanunu m.3-4)
31.5.1965 tarihli ve 4/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile “…tek başına bir köye ait bulunan mera, yaylak ve kışlakların tümünün veya bir parçasının bir başka köy sınırı içine alınmış olması halinde, sınır değişikliğinin ikinci köye bir yararlanma … sağlamayacağı ve ilk köyün eskiden olduğu gibi bu yerlerden tek başına yararlanacağı…”öngörülmüş olup, bu karar 4342 sayılı Mera Kanununun 29. maddesi ile de yasa hükmü haline gelmiştir. Böylece, bir köy ya da belediye sınırları içinde kalan mera, yaylak ve kışlaklar üzerinde bir başka köy veya belediyenin de intifa … olabileceği kabul edilmiş, idari sınırların aidiyetin belirlenmesinde önemi olmadığı vurgulanmıştır. İdari sınırlar sadece yetkili mahkemenin saptanmasında önem arz eder.
Meralar üzerinde, aidiyet iddiasıyla, elatmanın önlenmesi, tapu iptali mera olarak sınırlandırma veya tespitin iptali ve mera olarak sınırlandırma davaları açılabilir. Davayı, yararlanma … olan köy, belediye ya da köy, belediye halkından bir yada birkaç kişi açabilir. Davayı açan köy muhtarının davayı kabule, vazgeçmeye ya da sulha yetkisi yoktur.
Mera yaylak ve kışlak davalarında, davacı yan tahsise yada kadim kullanma hakkına dayanabilir. Tahsise dayanıldığında, dayanak belgelerin, ayrıca karşı tarafın savunmada ileri sürdükleri belgelerin de tüm geldileri ile birlikte merciinden getirtilmesi, kadimlik iddiası varsa, köyün kuruluş tarihinin İçişleri Bakanlığı aracılığıyla araştırılması ve köyün kadim yada muhdes olup olmadığının saptanması gerekir.
Keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların yöreyi iyi bilen ve çevre köy yada kasabalarda yaşayan yaşlı kişilerden seçilmesi gerekir. Bu kural, dava konusu yerin mera yaylak ya da kışlak olarak kullanılmasında, dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların yararlarının bulunmaması ve bu nedenle de yansız anlatımda bulunacakları düşüncesinden kaynaklanmaktadır.
Mahkemece yapılacak keşifte, tahsise dayanılıyorsa, tahsis kayıtlarının yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığı ile uygulanması, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi, taşınmazın mera olmadığı iddiasının bulunması halinde varsa çevre taşınmazlara ait kayıtlar da uygulanarak dava konusu yeri ne şekilde okuduğunun , çevre taşınmazlarla toprak yapısı kıyaslanarak, uzman bilirkişiler aracılığı ile uyuşmazlığa konu yerin ve niteliğinin saptanması gerekir.
Kadimlik iddiasında ise, yerel bilirkişi ve tanıklara taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde kullanıldığı ve sınırları sorularak sonuca gidilmelidir.
Somut olayda, davacı, tarafların müşterek kullanımında olan meraya elatmanın önlenmesini istemiş, davalı köy, söz konusu yerin kısmen orman, kısmen kendi köylülerine ait tapulu arazi , kısmen de kendilerine ait mera olduğunu ve kendi sınırları içinde olduğunu bu yerde davacının hiçbir … olmadığını , davanın reddini savunmuş, mahkemece, meradan kullanım hakkının davalı köye ait olduğunu ve dava konusu yere davalı köye ait 08.05.1937 tarihli vergi kaydının uyduğundan bahisle dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Keşifte dinlenen yerel bilirkişiler ve tanıklar dava konusu alanın davacı ve davalı köyün müşterek kullanımında olduğunu beyan etmişlerdir.Kaldı ki; fen bilirkişisi 25.11.2008 tarihli ek raporuna ekli memleket haritasında her iki
köyün dayanmış olduğu vergi kaydının sınırlarını işaretlemiş ve bu haritaya göre dava konusu alanın davacı köyün dayandığı vergi kaydı kapsamında da kaldığı da anlaşılmaktadır. Davalının “müdahalesinin olduğu sabit olduğundan, mahkemece davalının müşterek yararlanma hakkına elatmasının önlenmesine” karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar vermesi yerinde olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda yazlı nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 28.9.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.