Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2012/10075 E. 2012/11696 K. 12.10.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/10075
KARAR NO : 2012/11696
KARAR TARİHİ : 12.10.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 07.12.2010 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi kal olmazsa tazminat karşı dava temkilen tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; asıl davanın reddine karşı davanın kabulüne dair verilen 24.02.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R
Dava, elatmanın önlenmesi ve kal, olmadığı takdirde tazminat istemine, karşı dava ise Türk Medeni Kanununun 725. maddesine dayalı tapu iptali ve tescil talebine ilişkindir.
Mahkemece elatmanın önlenmesi ve kal isteminin reddine, temliken tescil talebinin ise kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Yasal ayrıcalıklar dışında, Türk Medeni Kanunu m. 684/1 ve 718/2 hükümlerine göre, arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar. Türk Medeni Kanununun 725. maddesinde bu kuralın istisnalarından birisi düzenlenmiş olup, anılan hüküm;
“Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmaz bütünleyici parçası olur.
Böyle bir irtifak hakkı yoksa zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, … yapıyı iyi niyetle yapan kimse, uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devrini isteyebilir” şeklindedir.
Böylece, muhdesatla arasındaki bağlantı kesilmiş bina sahibine aşağıdaki koşulların oluşması halinde ayrılmaz parça niteliğindeki … yapı için üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır.
… inşaat, … yapı ile iki komşu taşınmazı fiilen birleştirmekte, ekonomik bir bütünlük oluşturmaktadır. Bu özelliğinden dolayı … yapıya dayanan temliken tescil isteği taşınmaza bağlı kişisel hak niteliğindedir. Taşılan arazi malikinin devir borcu eşyaya bağlı bir borç olduğundan inşaat maliki hakkını taşılan arazinin her malikine karşı kullanabilir. Yeni malikler de Türk Medeni Kanununun 725. maddesinde belirtilen haklardan yararlanabilecekleri gibi borçlardan da sorumlu olur.
Bu inşaatı kendi malzemesi ile yapan kişinin iyiniyetli olması, diğer bir anlatımla zeminin kendisine ait olduğu, ya da 5.7.1944 tarihli ve 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi gereklidir.
14.2.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, iyiniyetin ispatı … yapı malikine ait ise de iyiniyet iddia ve savunması def’i olmayıp itiraz niteliği taşıdığından ve kamu düzeni ile ilgili bulunduğundan mahkemece kendiliğinden göz önünde tutulmalıdır.
Kural olarak, çaplı taşınmazlarda iyiniyet iddiası dinlenmez. Davaya konu olayda da davalı-karşı davacılar iyiniyet iddialarını belediye fen elemanlarına yaptırmış oldukları aplikasyona ve tanık beyanlarına dayandırmaktadırlar. Mahkemece, çekişmeli yerde aplikasyon yapıldığına ilişkin belge ve deliller getirtilmemiş, kararda da iddia ve savunmalar özetlenerek tanık beyanları yazıldıktan sonra sadece son paragrafta herhangi bir gerekçe yazılmaksızın temliken tescil isteyen karşı davacıların iyiniyetli olduğu belirtilerek tescile karar verildiği görülmüştür.
Bu durumda mahkemece yukarıda sözü edilen belgeler getirtilerek, temliken tescil isteyen davacıların iyiniyetli olup olmadıkları gerekçede tartışılıp değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle 6100 sayılı HMK’nın 297.maddesi hükmüne aykırı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de; temliken tescil talebinin kabulü halinde tescile konu taşınmaz bölümünün bedelinin davacı adına depo ettirilmek suretiyle hüküm kurulması gerekirken “bu bedelin ödenmesi halinde iptaline” şeklinde şartlı hüküm kurulması da yerinde değildir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde iadesine, 12.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.