Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2012/10740 E. 2012/12387 K. 31.10.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/10740
KARAR NO : 2012/12387
KARAR TARİHİ : 31.10.2012

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı tarafından, davalı aleyhine 27/06/2006 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 17/04/2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R
Dava, Türk Medeni Kanununun 747. maddesi gereğince geçit hakkı kurulması isteğine ilişkindir.
Davalı, davacının 44 parsel sayılı taşınmazının yakınında kamulaştırılan çevre yolunun yapımına başlandığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 233 ada 44 parsel sayılı taşınmaz lehine, 233 ada 71 parsel sayılı taşınmaz üzerinden fen bilirkişisinin 24.03.2008 tarihli rapor ve krokisinde “71-B” harfi ile gösterilen yerden geçit hakkı tesisine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir.
Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine “mutlak geçit ihtiyacı” veya “geçit yoksunluğu”, ikincisine de “nispi geçit ihtiyacı” ya da “geçit yetersizliği” denilmektedir.
Geçit hakkı verilmesine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz paylı mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir.
Türk Medeni Kanununun 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakârlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergah saptanırken önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yön ise, aleyhine geçit kurulan taşınmaz veya taşınmazların kullanım şekli ve bütünlüğünün bozulmamasıdır. Şayet başka türlü geçit tesisi olanaklı değil ise bunun gerekçesi kararda açıkça gösterilmelidir.
Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak özellikle tarım alanlarında, nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu genişliği aşan bir yol verilecekse, gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliği gözetilerek uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kıstaslar esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel de hükümden önce depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin saptanmasından sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.
Kurulan geçit hakkının Türk Medeni Kanununun 748/3 maddesi uyarınca tapu siciline kaydı da gereklidir.
Somut olaya gelince, dosya içerisindeki pafta ve krokilerin incelenmesinden, lehine geçit kurulması istenen 233 ada 44 parsel sayılı taşınmazın güneyinde bulunan 41 sayılı parselin doğusundaki bir kısım yerin yol olarak bırakıldığı anlaşılmaktadır. Buradan devamla, 40 sayılı parselin uygun yerinden geçilerek batıdaki genel yola ulaşılıp ulaşılamayacağı araştırılmamıştır.
Ayrıca, 233 ada 44 parsel sayılı taşınmazın doğusundaki 71 parsel sayılı taşınmazdan kurulan geçit ile taşınmaz ikiye bölünmüş olup ekonomik kullanım bütünlüğü bozulmuştur. Bu parselin uygun yerinden ancak parsel bölünmeksizin doğudaki genel yola ulaşacak şekilde geçit kurulmasının mümkün olup olmadığı da araştırılarak doğudaki ve batıdaki her iki güzergahtan en uygun olanı tespit edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Geçit bedelinin belirlenmesinde, dava konusu taşınmazların alım-satım değerini iyi bilen yerel halktan seçilecek mülk bilirkişilerin de görüşü alınarak uzman bilirkişilere keşif tarihi itibariyle değeri hususunda objektif kıstaslar esas alınarak bu konuda rapor hazırlattırılması gerekirken ehil olmayan teknik bilirkişilere geçit bedelinin tespit ettirilmesi veya dosya üzerinden inceleme yaptırılarak dava tarihi itibariyle değer belirlenmesi doğru değildir.
Açıklanan nedenlerle mahkemece, dava konusu 233 ada 44 parsel sayılı taşınmazın doğu ve batısındaki genel yola ulaşmak için yukarıda açıklanan güzergahlar üzerinden parseller bölünmeksizin geçit tesisinin mümkün olup olmadığı araştırılmalı, uygun geçit yeri olarak dava açılanlar dışında yeni bir taşınmaz belirlenmesi halinde, bu yeni taşınmaz malikleri hakkında ya usulünce dava açılıp eldeki dava ile birleştirilmeli ya da usul ekonomisi açısından harcı da yatırılmak suretiyle davaya dahil edilerek taraf teşkili sağlanmalı ve belirtilen Dairemizin ilkeleri doğrultusunda keşif tarihi itibari ile geçit bedeli belirlenerek geçit hakkı tesisine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeplerle kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 31.10.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.