Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2012/12183 E. 2012/13810 K. 27.11.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/12183
KARAR NO : 2012/13810
KARAR TARİHİ : 27.11.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 27.02.2012 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 24.05.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Dava, Türk Medeni Kanununun 725. maddesine dayalı tapu iptali tescil isteğine ilişkindir.
Davalı, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Yasal ayrıcalıklar dışında, Türk Medeni Kanununun 684/1 ve 718/2 maddeleri hükümlerine göre, arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar. Türk Medeni Kanununun 725. maddesinde bu kuralın istisnalarından birisi düzenlenmiş olup anılan hüküm;
“Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmaz bütünleyici parçası olur.
Böyle bir irtifak hakkı yoksa zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde,… yapıyı iyi niyetle yapan kimse, uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devrini isteyebilir” şeklindedir.
Böylece, muhdesatla arasındaki bağlantı kesilmiş bina sahibine aşağıdaki koşulların oluşması halinde ayrılmaz parça niteliğindeki … yapı için üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır.Bunun için:
Tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde, temelli kalması amacıyla yapılan binanın ayrılmaz parçası yine tapuda kayıtlı üçüncü kişiye ait taşınmaza … yapılmış olmalıdır.
… inşaat,… yapı ile iki komşu taşınmazı fiilen birleştirmekte, ekonomik bir bütünlük oluşturmaktadır. Bu özelliğinden dolayı… yapıya dayanan temliken tescil isteği taşınmaza bağlı kişisel hak niteliğindedir. Taşılan arazi malikinin devir borcu eşyaya bağlı bir borç olduğundan inşaat maliki hakkını taşılan arazinin her malikine karşı kullanabilir. Yeni malikler de Türk Medeni Kanununun 725. maddesinde belirtilen haklardan yararlanabilecekleri gibi borçlardan da sorumlu olur.
Bu inşaatı kendi malzemesi ile yapan kişinin iyiniyetli olması, diğer bir anlatımla zeminin kendisine ait olduğu, ya da 5.7.1944 tarihli ve 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi gereklidir.
14.2.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, iyiniyetin ispatı… yapı malikine ait ise de iyiniyet iddia ve savunması def’i olmayıp itiraz niteliği taşıdığından ve kamu düzeni ile ilgili bulunduğundan mahkemece kendiliğinden göz önünde tutulmalıdır.
Somut olayda;
1-Daha önce taraflar arasında görülen … Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/704-1254 sayılı dosyasında davalı … tarafından davacı … aleyhine elatmanın önlenmesi ve kal talebinde bulunulmuş, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, o davada davacı …’in iyiniyet iddiasında bulunmuş ise de bu iddiasını kanıtlayamadığı hususu kesinleşmiştir.
Davacı … bu davada, Türk Medeni Kanununun 725. maddesi gereğince temliken tescil talebinde bulunmuş ise de, yukarıda esas ve karar numarası belirtilen karar ile iyiniyetli olmadığı güçlü delil niteliğinde bir belge ile kanıtlanmış olduğundan artık bu davada iyiniyet iddiasında bulunamaz.
Hukuk düzeninde istikrar sağlama amacı taşıyan kesin hüküm, hükme karşı yasa yollarının tükenmesi (şekli anlamda kesin hüküm) ve taraflar arasındaki hukuki ilişkinin bir daha dava konusu yapılmaması (maddi anlamda kesin hüküm) şeklinde hukuk yargılama sistemimizde yer almaktadır.
Şekli anlamda kesinleşmeyi zorunlu kılan, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin yeniden dava konusu yapılamaması amacını güden maddi anlamda kesin hüküm 6100 sayılı HMK’nun 303. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın; taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.
Mahkemece davanın sübjektif iyiniyet koşulu gerçekleşmediğinden temliken tescil talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, kesin hüküm nedeniyle davanın reddi doğru görülmemiştir.
Ancak, sonuçta hüküm davanın reddine ilişkin olduğundan HUMK’nın 438/son maddesi gereğince gerekçesi düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
2-Öte yandan dava konusu 692 ada 57 sayılı parsele tecavüzlü olarak yapılan inşaatın temliken tescile konu edilen 0,82 m2’lik kısmının bedeli üzerinden AAÜT 12/son maddesi gereğince 400,00 TL vekalet ücretine hükmetmek gerekirken 1.200,00 TL maktu vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiş, ancak bu husus da kararın bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, HUMK’nun 438/VII. maddesi gereğince düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile HUMK’nın 438/son maddesi uyarınca hükmün gerekçesinin yukarıdaki şekilde DEĞİŞTİRİLEREK ve HUMK’nın 438/VII. maddesi gereğince hükmün vekalet ücretine ilişkin 3. bendindeki “1.200,00 TL” ibaresinin çıkartılarak yerine “400,00 TL” yazılmak suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 27.11.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.