YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/9581
KARAR NO : 2012/11019
KARAR TARİHİ : 26.09.2012
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı tarafından, davalı aleyhine 18.05.2011 gününde verilen dilekçe ile geçit irtifakı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 23.03.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, Türk Medeni Kanununun 747. maddesi gereğince geçit … kurulması isteğine ilişkindir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilerek 389 ve 390 sayılı parseller lehine 170 sayılı parsel aleyhine geçit irtifakı kurulmasına karar verilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit … verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine “mutlak geçit ihtiyacı” veya “geçit yoksunluğu”, ikincisine de “nispi geçit ihtiyacı” ya da “geçit yetersizliği” denilmektedir.
Türk Medeni Kanununun 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira geçit … taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak … olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakârlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergâh saptanırken önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yön ise, aleyhine geçit kurulan taşınmaz veya taşınmazların kullanım şekli ve bütünlüğünün bozulmamasıdır. Şayet başka türlü geçit tesisi olanaklı değil ise bunun gerekçesi kararda açıkça gösterilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliği gözetilerek uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kıstaslar esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel de hükümden önce depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin saptanmasından sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet … kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.
Somut olaya gelince; geçit … davalarının en önemli özelliği, geçit hakkının tapu malikleri leh ve aleyhine değil taşınmazlar leh ve aleyhine kurulmasıdır. Mahkemece hüküm kurulurken “389 ve 390 parsel sayılı taşınmazlar lehine” denilmek suretiyle her iki parsel lehine geçit … kurulmuş ise de, dosya içerisindeki hükme esas alınan kroki incelendiğinde 390 parsel sayılı taşınmaz bakımından kesintisizlik ilkesine aykırı hareket edildiği, kurulan geçidin 390 parsele kadar ulaşmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece yapılması gereken iş, davacıya ait 390 parsel sayılı taşınmaz lehine, yine davacıya ait 389 parsel sayılı taşınmaz üzerinden “akdi geçit …” kurdurma olanağı tanınması için davacıya süre vermek, oluşacak sonuca göre bir hüküm kurmak olmalıdır. Ayrıca 170 sayılı parsel aleyhine geçit kurulurken 169 sayılı parsel ile malikinin aynı olması gözetilmiş ise de belirtildiği gibi geçit irtifakı kişiler değil taşınmazlar leh ve aleyhine kurulduğundan bilirkişilerce en uygun olduğu belirtilen alternatif yerine (B) harfi ile gösterilen alternatifin tercih edilmesine ilişkin yazılı gerekçe de yerinde değildir. Mahkemece akdi irtifakın kurulmasından sonra yeniden bilirkişi incelemesi yapılarak sonucuna göre en uygun alternatif belirlenerek bir karar verilmelidir. Bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de; belirlenen geçit bedelinin hükümden önce depo ettirilmesi gerektiği halde gerekçeli kararda geçit bedelinin depo edilmesine karar verilmesi de isabetli olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 26.09.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.