Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2013/10065 E. 2013/11241 K. 10.09.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/10065
KARAR NO : 2013/11241
KARAR TARİHİ : 10.09.2013

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 07.01.2011 gününde verilen dilekçe ile ortaklığın giderilmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 04.07.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Dava, dava konusu 4292 ada 5 parsel sayılı taşınmazda paydaşlığın satış yolu ile giderilmesi istemine ilişkindir.
Davalı paydaşlığın giderilmesi talebine bir itirazının olmadığını ancak taşınmaz üzerindeki villanın kendisine ait olduğunu savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile dava konusu taşınmazın aynen taksimi mümkün olmadığından ortaklığın açık artırma yolu ile satış suretiyle giderilmesine ve satış bedelinin davacı ve davalıya tapu kaydındaki payları oranında ödenmesine karar verilmiştir.
Hükmü davalı vekili temyiz etmiştir.
Paydaşlığın (ortaklığın) satış yoluyla giderilmesi halinde dava konusu taşınmaz üzerinde bina, ağaç vs gibi bütünleyici parça (muhdesat) varsa bunların arzla birlikte satılması gerekir. Ancak muhdesatın bir kısım paydaşlara (ortaklara) ait olduğu konusunda tapuda şerh varsa veya bu hususta bütün paydaşlar (ortaklar) ittifak ediyorlarsa ve muhdesat arzın değerinde bir artış meydana getiriyorsa bu artışın belirlenmesi için dava tarihi itibariyle arzın ve muhdesatın değerleri ayrı ayrı tespit edilir. Belirlenen bu değerler toplanarak taşınmazın tüm değeri bulunur. Bulunan bu değerin ne kadarının arza, ne kadarının muhdesata isabet ettiği oran kurulmak suretiyle belirlenir. Satış sonunda elde edilecek bedelin bölüştürülmesinde bu oranlar esas alınarak yapılır. Muhdesata isabet eden kısım muhdesat sahibi paydaşa, geri kalan bedel ise payları oranında paydaşlara (ortaklara) dağıtılır.
Bütünleyici parçanın (muhdesat) arzın paydaşlarına (ortaklarına) değil de üçüncü şahsa ait olduğunun anlaşılması halinde bu kimseyi muhdesat sahibi olarak davaya dahil etme ve ona satış bedelinden pay vermek mümkün değildir.
Taşınmaz üzerinde bulunan bina, ağaç gibi bütünleyici parçanın (muhdesat) kime ait olduğu konusunda uyuşmazlık olup da bunlar üzerinde bazı paydaşların (ortaklar) hak iddia etmeleri ve öncelikle bu uyuşmazlığın giderilmesini istemeleri halinde 6100 Sayılı HMK’nın yürürlüğe girilmesinden önce açılan davalarda muhdesatın değeri sulh mahkemesinin görevine giriyorsa olay bir hadise olarak sulh mahkemesinde çözümlenir. Aksi halde muhdesata ilişkin uyuşmazlığı çözme işi asliye hukuk mahkemesinin görevine girer. HMK’nın yürürlüğe girmesinden sonra ise değere bakılmaksızın muhdesatın kime ait olduğunun tespiti konusunda davaya bakma görevi asliye hukuk mahkemesine aittir. Muhdesatın kime ait olduğunun tespiti, sulh hukuk mahkemesinin görevini aşması halinde muhdesatın kendisine ait olduğunu ileri süren paydaşa görevli mahkemede dava açmak üzere HUMK’nın 567. maddesi hükmü uyarınca 10 günlük yasal süre verilmelidir. Yasadan doğan bu süre kesin olup kısaltılamaz ve uzatılamaz. Bu süre içerisinde dava açılırsa sonucunun beklenmesi, açılmaz ise o konuda uyuşmazlık yokmuş gibi davaya devam edilmesi gerekir.
Somut olayda; dava konusu 4292 ada 5 parsel sayılı taşınmaz tapuda arsa vasfı ile kayıtlı ise de yapılan keşif sonucu hazırlanan bilirkişi raporunda “taşınmaz üzerinde dubleks bir villa niteliğinde yapının bulunduğu” bildirilmiştir. Tapu kaydında taşınmazın 1/2 payının davalı, 1/2 payının ise davacı adına kayıtlı olduğu görülmektedir. Davalı, 22.02.2012 tarihli bilirkişi raporundaki villanın kendisine ait olduğunu belirtmiştir. Davacı vekili 07.03.2012 tarihli oturumda villanın taraflar arasında ortak olduğunu beyan etmiştir. Bu durumda villa niteliğindeki muhdesatın aidiyeti hususunda taraflar arasında ittifak olduğu söylenemez. Davalıya kendisine ait olduğunu iddia ettiği muhdesatın aidiyetinin tespiti konusunda dava açmak üzere usulüne uygun süre de verilmemiştir. Dava, 07.01.2011 tarihinde HMK’nın yürürlüğe girmesinden önce açılmıştır. Villa niteliğindeki muhdesatın değeri dikkate alındığında muhdesatın kime ait olduğunun tespiti konusunda sulh hukuk mahkemesi görevli olmadığından, mahkemece üzerinde ittifak sağlanamayan ve tapuda da aidiyetine ilişkin şerh bulunmayan muhdesat yönünden davalıya muhdesatın aidiyetine ilişkin dava açması için süre verilerek sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de; satış memuru olarak mahkeme yazı işleri müdürünün atanması mümkün ise de yazı işleri müdürünün ismen belirlenmesi yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 10.09.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.