Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2013/10250 E. 2013/13499 K. 30.10.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/10250
KARAR NO : 2013/13499
KARAR TARİHİ : 30.10.2013

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 16.07.2012 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil olmaz ise tazminatın tahsili istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulü ile tazminatın davalılardan tahsiline dair verilen 09.04.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve davalı … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, satış vaadi sözleşmesi gereğince tapu iptali ve tescil, mümkün olmadığı takdirde tazminatın tahsili isteğine ilişkindir.
Davalı … vekili, BK’nun 125. maddesi gereğince 10 yıllık zamanaşımının dolduğunu, teslim olgusunun gerçekleşmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalılar … ve … davayı kabul etmiştir.
Mahkemece, zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle ikinci kademedeki tazminat talebinin kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili ve davalı … vekili temyiz etmiştir.
1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya kapsamına göre davalı … vekilinin temyiz istemi yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2- Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
Kaynağını Türk Borçlar Kanununun 29. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanununun 237. maddesi ile Türk Medeni Kanununun 706. ve Noterlik Kanununun 89. maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet
devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanununun 716. maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.
Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 146. maddesi hükmü gereğince on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Ancak satışı vaat edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye yani vaat alacaklısına teslim edilmiş ise on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunması Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde yer alan “dürüst davranma kuralı” ile bağdaşmayacağından dinlenmez.
Somut olayda; dava konusu taşınmazın satış vaadi sözleşmesinin düzenlendiği tarihte davalıların murisi tarafından üçüncü kişiye kiraya verildiği ancak satış vaadi sözleşmesi düzenlendikten sonra kira bedelinin davacıya ödenmeye başlandığı dosya içerisindeki tanık beyanlarından anlaşılmaktadır. Davacının kira bedellerini tahsil etmesi nedeniyle taşınmazın hukuken davacıya teslim edildiğinin kabulü gerekir. Bu nedenle mahkemece zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de davalılar … ve …’in kabul beyanları dikkate alınarak bu davalılar hakkında HMK’nın 308. ve müteakip maddeleri gereğince hüküm kurulması gerektiğinin ayrıca 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolmuş olduğunun kabulü halinde de sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre satış bedelinin iadesine karar verilemeyeceğinin düşünülmemesi de doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte yazılı nedenlerle, davalı … vekilinin temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte yazılı nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde davacı tarafa ödenmesine, 30.10.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.