Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2013/10374 E. 2013/13578 K. 31.10.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/10374
KARAR NO : 2013/13578
KARAR TARİHİ : 31.10.2013

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 29.05.2008 gününde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 18.02.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar … ve … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, satış vaadi sözleşmesine dayanan tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davalılar … ve … davayı kabul etmişlerdir.
Davalılar …, … ve … satış vaadi sözleşmesinin muvazaalı olarak düzenlendiğini, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, süresi içinde cevap vermeyen davalıların münkir addedildiği, savunmayı genişletip yeni vakıaları ileri süremeyeceğinden muris muvazaası iddiasına itibar edilmediği, davacıya karşı muvazaa sebebi ile sözleşmenin iptali davası açılmadığı ve bir kısım davalıların davayı kabul ettikleri gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, …, … ve … vekili temyiz etmiştir.
Gerçekten, kaynağını Türk Medeni Kanununun 22. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri iki tarafa borç yükleyen sözleşme türlerinden olup, mülkiyeti devir borcu yüklenen satıcı edimini yerine getirmezse edimin hükmen yerine getirilmesi vaat alacaklısı tarafından açılan davada istenebilir.
Kural olarak, taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin satış amacı ile değil muvazaalı olarak yapıldığının savunulması her zaman olanaklıdır. Kısaca ifade etmek gerekirse; muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılmış aykırılıktır. Böyle bir savunma ileri sürülmüş ise, mahkemenin dayanılan sözleşmedeki tarafların gerçek ve müşterek amaçlarının Borçlar Kanununun 18. maddesi hükmünden yararlanarak açıklığa kavuşturması gerekir. Zira bu gibi durumlarda taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin ivazlı (bedel Karşılığı) yapıldığı değil, bağış amaçlı veya mirasçıların bazılarından mal kaçırmak amacı ile yapıldığı kabul edilir. Böyle olunca da uyuşmazlıkta 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadi Birleştirme Kararı uygulama yeri bulur.
Bu durumda mahkemece, sözleşmedeki gerçek amacın mirasçılardan mal kaçırmak olduğu ve sözleşmenin muvazaa ile illiyetli bulunduğu savunulduğundan gerçek amacın belirlenebilmesi için sözleşmenin yapıldığı tarihteki murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın tüm mal varlığına oranı, murisin temlikle elde edilecek satış bedeline ihtiyaç durumu ve bu bedelin makul kalacak bir sınırda olup olmadığı incelenip araştırılmalı, istem sonucuna uygun bir hüküm kurulmalıdır.
Somut olayda, … Birinci Noterliği’nin 7923 yevmiye numaralı ve 22.07.1999 tarihli düzenleme şeklindeki taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesi başlıklı sözleşme ile …, …’a 183, 184, 185, 173, 17, 165 ve 166 parsel sayılı taşınmazlardaki hissesini toplam 500.000.000 TL bedelle satmayı vaat ve taahhüt etmiştir. Davacı …, babası olan muris …’dan satış vaadi sözleşmesi ile anılan taşınmazları satın aldığını belirterek davalılar üzerine olan payların tapu kaydının iptali ile adına tescilini talep etmektedir. Davalılardan … ile …, 23.09.2008 tarhli duruşmada açılan davayı kabul etmiş ise de davalılardan …, … ve … (…) … satış vaadi sözleşmesinin kız çocuklarından mal kaçırmak amacıyla yapıldığını belirterek muris muvazaası nedeni ile geçersiz olduğunu ileri sürmüşlerdir.
1086 Sayılı HUMK’nın 202. maddesi hükmü gereğince, davalı cevap dilekçesini verdikten sonra davacının muvafakatı olmadıkça savunmasını genişletemez veya değiştiremez. Davalının davaya karşı cevabını verdikten sonra davacının muvafakatı olmadan savunmasını genişletmesi ve değiştirmemesi biçiminde tanımlanan savunmanın değiştirilmesi yasağı iddia ve savunmaya ilişkin olup delillerin ikamesini kapsamaz. Somut olayda, davayı inkar eden davalı tarafın davayı inkara yönelik savunması sözleşmenin geçersiz olduğu savunmasını da kapsar. Bu nedenle davalı tarafın sözleşmenin geçersiz olduğunu açıklama ve delillerini ikame etme hakkı bulunmaktadır.
Kaldı ki davacı taraf süresi içinde savunmanın genişletilmesi yasağını ileri sürmemiş, bu savunmaya karşı delillerini bildirmiştir.
Öte yandan yargılama sırasında yürürlüğe giren 6100 saylı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 141. maddesi hükmü gereğince taraflar cevaba cevap verince ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe, ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler.
Bu durumda mahkemece, davacı ve muvazaa iddiasında bulunan davalıların muvazaaya ilişkin iddia ve savunmaları ve ikame edecekleri delilleri birlikte değerlendirilerek oluşan sonuca göre bir karar vermek gerekirken yukarıda değinilen hususlar gözardı edilerek eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, 31.10.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.