YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/12891
KARAR NO : 2013/13175
KARAR TARİHİ : 22.10.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki elatmanın önlenmesi ve kal davasından dolayı mahal mahkemesinden verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı hükmün; Dairemizin 10.05.2013 gün ve 2013/5359-7140 Esas, Karar sayılı ilamiyle bozulmasına karar verilmişti. Süresi içinde davacı vekili ile davalı … İletişim Hizmetleri A.Ş vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Davacı, davalı … Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İşyurtları Kurumu Daire Başkanlığı ile diğer davalılar arasında düzenlenen sözleşmeyle adliye binasına baz istosyonu kurulması konusunda anlaşıldığını, baz istasyonlarının insan sağlığına olumsuz etkileriyle sağlık sorunlarına yol açtığını ileri sürerek, elatmanın önlenmesi ile baz istasyonlarının kaldırılmasını istemiştir.
Davalı bakanlık, baz istasyonunun mevzuata uygun olarak kurulduğunu ve insan sağlığına zarar vermediğini belirterek; diğer davalılar ise ayrı ayrı davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığını ve baz istasyonunun mevzuata uygun olduğunu ve insan sağlığı için zarar oluşturmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece elatmanın önlenmesine ve baz istasyonlarının kaldırılmasına karar verilmiş, davalı …Ş. dışındaki davalıların temyizi üzerine, karar Dairemizin 10.05.2013 günlü ve 2013/5359-7140 Esas ve Karar sayılı ilamı ile davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle bozulmuştur.
Davacı vekili ve davalı …Ş. vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Mahkemece davalılardan … İletişim Hizmetleri A.Ş’ne tebliğe çıkartılan gerekçeli kararın anılan davalının vekili yerine isim benzerliğinden dolayı Av. …’e tebliğ edildiği, dolayısıyla da adı geçen davalıya usulüne uygun biçimde gerekçeli kararın tebliğ edilmediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle, davalı …Ş vekilinin 22.07.2013 günlü dilekçesi temyiz dilekçesi olarak kabul edilerek, davalının temyiz isteminin incelenmesine geçildi;
6100 sayılı HMK’nın 113. maddesi hükmü gereğince, dernekler ve diğer tüzel kişiler, statüleri çerçevesinde üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak için kendi adlarına ilgililerin haklarının tespiti veya hukuka aykırı durumun giderilmesi yahut ilgililerin gelecekteki haklarının ihlal edilmesinin önüne geçilmesi için dava açabilir. Anılan kanunun genel gerekçesinde; topluluk davası ile derneklerin üyeleri adına tespit davası açabilmeleri ya da müdahalenin önlenmesini isteyebilmelerinin mümkün hale getirildiği; madde gerekçesinde ise; esas itibariyle … …bir kurum olan ve Kıta Avrupa hukuk düzenlerinde de kabul görmeye başlamış bulunan topluluk davası (grup, sınıf davası) kurumunun, kavramsal çerçevede de tüzel kişilerin statüleri çerçevesinde üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak için kendi adlarına, ilgililerin haklarının tespiti veya hukuka aykırı durumun giderilmesi yahut ilgililerin gelecekteki haklarının ihlal edilmesinin önüne geçilmesini temin amacıyla açılacak olan davanın topluluk davası olacağı, topluluk davası yoluyla toplumsal yararın korunması ile dar ve teknik anlamda hukuki yarar kavramında bir açılım yaratılmasının sağlandığı belirtilmiştir. Mevzuatımızda grup davasına örnek olarak, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanununun 23. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan düzenlemeyle aynı kanunun 24. maddesinin birinci fıkrasında yer alan düzenleme gösterilmiştir.
Somut olayda davacı Baro Başkanlığınca 6100 sayılı HMK’nın 113. maddesine dayanılarak sağlığı tehdit ettiği iddiası ile baz istasyonlarının kaldırılması davası açılıp açılamayacağı hususuna gelince;
Anayasanın kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını düzenleyen 135. maddesinde; kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları, belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak
üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kurulan kamu tüzel kişileri olduğu, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları belirtilmektedir.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun baroların kuruluş ve niteliklerini düzenleyen 76. Maddesi gereğince, baroların avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak, meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olduğu, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları düzenlenmiştir. Anılan yasanın baro yönetim kurulunun görevlerinin sayıldığı 95. maddesinde, avukatlık onurunun ve meslek düzeninin korunmasını, mesleğin adalet amaçlarına uygun olarak bağlılık ve onurla yapılmasını sağlamak, mesleki ödevler hususunda baro mensuplarına yol göstermek ve onlara bilgi vermek ve mesleki görevlerin yapılıp yapılmadığını denetlemek, mesleğe ve meslek mensuplarına yönelik hak ihlallerine karşı avukatlık mesleğini ve meslektaşlarını savunmak, bu konularda her türlü yasal ve idari girişimde bulunmak, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmakla görevli olduğu hükmüne yer verilmiştir.
Yukarıda yapılan açıklamaların ışığı altında somut olaya gelince; davacı … Baro Başkanlığı, Kırıkkale Adliyesinde kurulu olan baz istasyonlarının sağlığı tehdit ettiğini belirterek kaldırılmasını istemiştir. Davacı, Avukatlık Kanunu gereğince tüzel kişiliği bulunan kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşudur. Barolar, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak konusunda yasal olarak yetkili kılınmış olmakla birlikte, baroları hukukun üstünlüğünü savunma görevinin avukatlık mesleğinin geliştirilmesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinden, baronun avukatlık mesleğini ilgilendirmeyen ve avukatların ortak menfaatleri koruma amacı dışında kalan işlemleri dava konusu etmesi durumunda aktif dava ehliyetinin bulunduğu düşünülemez. Kuruluş amacı, avukatlık mesleğini geliştirmek ve avukatlık mesleğini yapanların birbirleri ve iş sahipleri ile aralarındaki ilişkileri geliştirmek olup, onlar adına bu davayı açma görev ve yetkisi yoktur.
Bu durumda yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davacı Baro’nun aktif dava ehliyeti bulunmadığı gözetilerek mahkemece davanın
reddi gerekirken işin esası incelenerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün davalı …Ş yararına da bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı …Ş vekilinin temyiz isteminin de kabulü ile hükmün BOZULMASINA, davacı vekilinin karar düzeltme itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 22.10.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.