YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/3196
KARAR NO : 2013/5914
KARAR TARİHİ : 16.04.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 11.10.2010 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil olmazsa tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 15.06.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, Belediye Encümeninin 03.05.1994 tarihli Kararı ile 19 ada 1 parsel sayılı taşınmazı satın aldığını, bedelini ödediğini ancak, tapuda devrin yapılmadığını ileri sürerek öncelikle dava konusu taşınmazın tapu kaydnın iptali ile adına tesciline, olmaz ise satışı yapılan taşınmazın dava tarihindeki değeri olan 7.250,00 TL’nin, kabul edilmediği takdirde ödemiş olduğu bedelinin güncelleştirilmiş değeri olan 4.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, satışa karar verme yetkisi Belediye Meclisine ait olduğundan satışın geçerli olmadığını ve zamanaşımının gerçekleştiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, tapu iptali ve tescil talebinin satışın geçersiz olduğu gerekçesiyle, sebepsiz zenginleşme nedeniyle alacak davasının ise 1 yıllık zamanaşımı süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir,
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre tapu iptali ve tescil davasının reddi yerinde görüldüğünden davacı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davacının sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak istemine gelince;
Bir tanımlama yapmak gerekirse zamanaşımı, kanunda belirtilmiş olan süresi içinde talep ve dava edilmemiş olan alacakların özüne dokunmamakla
beraber “dava edilebilme vasfını kaybetmesi” sonucunu doğuran bir süre geçimidir. Hak düşürücü süreden farklı olarak, zamanaşımında borç sona ermemekte ve fakat dava edilebilme olanağı kalmamaktadır. Diğer taraftan, hak düşürücü sürenin varlığını hakimin kendiliğinden (re’sen) gözetmesi gerekirken, zamanaşımının varlığı def’i olarak ileri sürülürse dikkate alınabilir (BK m.140). Dolayısıyla, zamanaşımı borçluya sadece bir def’i hakkı verir. Buna da zamanaşımı def’i denilmektedir.
Şahsi hakka dayalı bu tür davalar için kanunda özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden, uyuşmazlığın Borçlar Kanununun 125. maddesi uyarınca 10 senelik zamanaşımı tabi olduğu kabul edilmelidir.
Ne var ki, burada öncelikle zamanaşımı süresinin başlangıç tarihi belirlenmelidir. Gerçekten, Borçlar Kanununun 128. maddesi uyarınca zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihte başlar. Bu süre, alacağın muaccel hale geldiği tarihtir. Davaya konu olayda şahsi hak sahibi davacı, karşı tarafın ferağ talebinin reddini bildirmediği, başka bir deyişle iradi ferağ umudunu taşıdığı sürece zamanaşımı süresi işlemeye başlamayacaktır.
Bütün bu anlatılanlara göre, davacının ferağ umudunu davacı beyanları ile mahkemenin de kabulünde olduğu üzere 2004 yılında yitirmiş olduğu anlaşıldığından zamanaşımının geçirildiğinin kabulüne olanak yoktur. Zamanaşımı dolmadığından çekişmenin esası incelenerek bir hüküm kurması gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, hükmün 2. bentte yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 16.04.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.