YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/5586
KARAR NO : 2013/12107
KARAR TARİHİ : 24.09.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 01.06.2011 gününde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 04.12.2012 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 24.09.2013 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av. … ile karşı taraftan davalılar vekili Av. … geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen tarafların sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davalılar satış vaadi sözleşmesinde imzası bulunan tanıklardan Sebahattin Kahya’nın davacının damadı olduğundan sözleşmenin geçersiz olduğunu ayrıca satış bedelinin düşük olmasının sözleşmenin muvazaalı olduğunu gösterdiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davacı …’in okuma yazmasının olmadığı, bu nedenle satış vaadi sözleşmesinin iki tanık huzurunda yapıldığı ancak sözleşme tanıklarından …’nın vaat alacaklısı davacı …’nin damadı olması nedeniyle Noterlik Kanunu’nun 76/3 maddesince sözleşmenin geçersiz olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı … vekili temyiz etmiştir.
Burada öncelikle belirtilmesi gereken husus Türk Borçlar Kanunu’nun 1. maddesi hükmüne göre, “sözleşme tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur.” Bu tarife göre, iki taraf iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun açıklamışlarsa sözleşme kurulmuş olacaktır. Kural olarak taraflar, sözleşmenin konusunu ve koşullarını tayinde serbesttir. Buna hukukumuzda sözleşme serbestisi denilmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 20. maddesi hükmü gereğince de bir sözleşmenin konusu imkansız veya gayri muhik ya da ahlaka (adaba) aykırı olursa o akit batıldır. Gerçekten, bir aktin mevzuu imkansızsa o akit ahlaka ve adaba aykırı ise mutlak butlanla batıl olup baştan itibaren geçersizdir. Diğer yandan, orta yerde gabin (BK.m.21), hata (BK.m.24), hile (BK.m.28) veya korkutma (BK.m.30) iddiaları bulunmakta ise de akdin iptalinin ya da feshinin dava edilmesi mümkündür.
Bir aktin hükümsüz olacak şekilde değil, fakat muteber olacak şekilde manalandırılması, akdin taraflarının ortaklaşa maksatlarına göre yorumu 818 sayılı BK’nın 18. maddesinden kaynaklanmaktadır.
Dayanağını 818 sayılı BK’nın 22. maddesinden alan satış vaadi sözleşmeleri, BK’nın 213. maddesi ile Türk Medeni Kanununun 706 (önceki Medeni Kanunun 634) ve Noterlik Kanununun 89. madde hükümleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür.
Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince; yukarıda açıklandığı üzere davacı ile davalıların murisi … arasındaki satış vaadi ilişkisi 12.09.1997 tarihinde kurulmuş, davanın açıldığı 01.06.2011 tarihine kadar da davalılar murisi ve vefatı sonrasında da mirasçıları olan davalılar tarafından geçersizliği dava yoluyla ileri sürülmemiştir. Davalıların sözleşmenin iptalini ya da feshini gerektirir aşırı yararlanma veya iradeyi sakatlayan nedenlere dayalı bir iddiaları olmadığı gibi satış vaadi sözleşmesindeki bedel düşüklüğü iddiası da tek başına muvazaayı göstermez. Sözleşmenin butlanını gerektirir bir husus da bulunmamaktadır. Kaldı ki sözleşmede, okur-yazar olmayan vaat alacaklısı davacının satış bedelinin tamamını ödeyerek borcunu eda ettiği ve taşınmazın zilyetliğini de teslim aldığı görülmektedir. Sözleşmede davacının beyanına ilişkin damadının tanıklığının Noterlik Kanunu’nun 76/3 maddesince sözleşmeyi geçersiz kıldığını ileri sürmek, okur-yazar olmayan davacı yönünden borçlandırıcı bir işlem olmadığından TMK’nın 2. maddesinde kabul edilen iyiniyet kurallarıyla bağdaşmayacağı gibi şekle aykırılığa dayanmak hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir.
Davaya konu sözleşmede tarafların karşılıklı ve birbirine uygun rıza ve iradelerine ilişkin sözleşmeyi geçersiz kılacak bir iddia mevcut değildir. Bu itibarla tarafların geçersiz bir sözleşme yapma niyetinde olmadıklarının kabulü ile sözleşmenin hukuki sonuç doğuracak şekilde yorumlanması ve işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin reddi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin yatırılan temyiz harcının yatırana iadesine, 990 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 24.09.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.