YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/8112
KARAR NO : 2013/12293
KARAR TARİHİ : 27.09.2013
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 13.09.2011 gününde verilen dilekçe ile suya elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 21.12.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Davacı, maliki olduğu 191 ada 22 parsel sayılı taşınmazında bulunan su kaynağının, davalının 191 ada 14 parsel sayılı taşınmazında açtığı drenaj kanalı nedeniyle kuruduğunu belirterek, davalının suya elatmasının önlenmesini istemiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir.
Türk Medeni Kanununun 756. maddesine göre; kaynaklar, arazinin bütünleyici parçası olup, bunların mülkiyetinin ancak kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabileceği belirtilmiştir.
Gerçek kaynağın suyu bir akiferden gelir. Su çıkışı bir noktadan veya bir alandan olabilir. Bu alana kaynak alanı denir. Kaynak, yeraltı suyunun doğal olarak yeryüzüne çıkması halidir.
Kaynak suyu kendiliğinden kaynadığı arazinin hudutlarını aşacak debide ise ya da malikinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra fazlası varsa genel su kabul edilir ve komşular yararlanabilir.
Uygulamada kaynak; “yeraltı suyunun üst düzeyinin yer yüzeyini kestiği yer” olarak tanımlanmaktadır. Yeraltı suyu doğal yoldan yeryüzüne çıkmamış, drenaj vs. yollarla çıkarılmış ise, kaynak olarak değil, drenaj veya kuyu vs. isimlerle anılır. Bu şekilde insan eliyle çıkarılan sular, yeraltı suyu olarak kabul edilir.
Yeraltı suları, kamu yararına ait sulardandır. Arza malik olmak, onun altındaki yeraltı sularına da malik olmak sonucunu doğurmaz (TMK.md.756/3).
Arazisinde faydalı ihtiyaçları için yeter miktarda su bulunmayan veya bu suyu elde etmesi fahiş masrafı icabettiren bir kimsenin, komşu arazideki yeraltı suyundan istifade şartları 20. maddede sözü geçen tüzükte belirtilir (167 Sayılı Yeraltı Suları Kanunu 1-6. madde).
Somut olayda,mahkemece 25.11.2011 tarihinde mahallinde keşif yapılmıştır. Dosyaya sunulan 20.01.2012 havale tarihli jeoloji bilirkişi raporunda, dava konusu 194 ada 22 parsel sayılı taşınmazdaki suyun, davalı tarafından açılan drenaj kanalından, eğimin güneyden kuzeye doğru olması nedeniyle etkilendiği ve suyun azaldığı belirtilmiştir. Davalı vekili, keşfin suların en az olduğu dönemde yapılmadığını ileri sürerek mahallinde suların en az olduğu dönemde yeniden keşif yapılmasını talep etmiş, mahkemece davalı vekilinin bu talebi yerinde görülmeyerek reddedilmiştir.Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarına göre suya elatmanın önlenmesi davalarında keşif suların en az olduğu (Ağustos-Eylül) aylarında yapılması gerekir.
Bu durumda mahkemece, suların en az olduğu dönemde uzman jeoloji, ziraat ve fen bilirkişilerinden oluşturulacak kurulun katılımı ile yeniden keşif yapılarak, davacının kullandığı su kaynağının, davalı tarafından açılan drenaj kanalı nedeni ile etkilenip etkilenmediği bilimsel yöntemlerle (boya vs.) kesin alarak belirlenmelidir. Bunun sonucunda davalının açtığı drenaj kanalının, davacının kullandığı kaynağı etkilediği tespit edilirse, bu drenaj kanalınının kapatılması halinde suyun eski hale dönüp dönmeyeceği de araştırılarak sonucuna göre karar verilmelidir.
Değinilen hususlar gözetilmeksizin eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 27.09.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.