YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/8116
KARAR NO : 2013/13807
KARAR TARİHİ : 05.11.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 24.01.2012 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 25.12.2012 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 05.11.2013 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Av…. ile karşı taraftan davacı vekili Av. … geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, zilyedi olduğu 5 parsel sayılı taşınmaza komşu, kendisinin de paydaşı bulunduğu 795 parsel sayılı taşınmazda davalının tasarrufundaki işletmede üretim sırasında gerekli özen gösterilmediğinden yayılan toz ve kimyasal maddelerin meyve ağaçlarına ve arılarına zarar verdiğini, ayrıca malzeme taşıyan araçların gürültüsünün uyku düzenlerini bozduğunu ileri sürerek 20.000 TL manevi tazminat ile şimdilik 10.000 TL maddi tazminatın alınmasını istemiş, 21.12.2012 günlü ıslah dilekçesiyle de maddi tazminatın 12.730 TL olarak tahsilini istemiştir.
Davalı, davacının 795 parsel sayılı taşınmazın diğer paydaşlarıyla anlaşamadığından bu davayı açtığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 10.000 TL manevi, 12.730 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan tazminat isteğine ilişkindir.
Komşuluk hukukundan kaynaklanan tazminat davalarında öncelikle davacının uğramış olduğu zararın miktarının bilirkişi aracılığı ile tespit edilmesi, tazminatın bu zarara göre tayin ve takdir edilmesi gerekir. Hemen belirtmek gerekir ki, tazminat miktarı hiçbir zaman zararı aşamaz. Ancak, davacının zararın artmasında kusuru varsa, tazminat miktarı 6098 sayılı Borçlar Kanununun 52. maddesine göre indirilmeli veya tamamen ortadan kaldırılmalıdır. TMK’nun 737 ve 730. maddelerinden doğan sorumluluk kusura bağlı bir sorumluluk olmadığından, davalının kusursuz olması tazminat miktarının düşürülmesinde etkili olamaz.
Mülkiyet hakkının taşkın kullanılmasında ölüm veya cismani zarar söz konusu ise BK’nun 53 vd. maddelerine göre, ölüm veya cismani zarar bulunmadığı takdirde, komşu taşınmaz maliklerinin sağlık, huzur ve sükunları mülkiyet hakkının taşkın kullanılması nedeniyle bozulmuş ise kusursuz sorumlulukta uygulanan BK’nun 56. maddesi uyarınca manevi tazminata hükmedilebilir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince; tapu kayıtlarından, davacının tasarrufunda bulunan tarla niteliğindeki 5 parsel sayılı taşınmazın … Belediyesi adına; 795 parsel sayılı taşınmazın ise davacı ve dava dışı diğer paydaşlar adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Hükme esas alınan 20.11.2012 günlü ziraat bilirkişi raporunda, 795 parsel sayılı taşınmazdaki davalının işlettiği hazır beton üretim tesisinden yayılan toz ve kimyasal maddelerin davacı taşınmazındaki bitki direncini azaltarak veriminin %50 oranında düşmesine neden olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, aynı nedenlerin davacının bal üretiminin % 20 azalmasına ve arıların % 10 zayiatına sebep olacağından toplam zararın 12.730TL olduğu belirlenmiştir. Ancak, davacının daha önceki dönemde yaptığı üretim miktarı, elde ettiği gelir ve çevresel etkileri değerlendirmeden, genel saptamalar dikkate alarak hazırlanan bilirkişi raporu denetime elverişli ve hüküm kurmaya yeterli değildir. Maddi zararın belirlenebilmesi için, davacının önceki yıllarda ağaçların ve arı kovanlarının verimine göre ne kadar üretim yaparak gelir elde ettiği saptanmalı, bu üretimin dolayısıyla gelirin tesisin verdiği zarar ile azalıp azalmadığı belirlenmelidir. Mahkemece eksik inceleme ile maddi zararın hüküm altına alınması doğru görülmemiştir.
Diğer taraftan, BK’nun 56. Maddesi uyarınca, manevi tazminatın hüküm altına alınabilmesi için bedensel bütünlüğün zedelenmesi veya ölüm halinin bulunması gerekir. Somut olayda, davalının tesisinin verdiği zarar nedeniyle manevi zararın oluştuğu kanıtlanamadığından bu istemin reddi gerekirken kabulü de doğru değildir.
Mahkemece, yukarıda açıklanan hususlar gözetilmeden yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle davalı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 990 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 05.11.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.