YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/8221
KARAR NO : 2013/13798
KARAR TARİHİ : 05.11.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 01.12.2006 gününde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmelerine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; bir kısım davalılar yönünden davanın feragat nedeniyle diğer bir kısım davalılar yönünden esastan reddine dair verilen 29.01.2013 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı … vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 05.11.2013 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı asil vekili Av. … ile karşı taraftan davalı … ve davalılar vekili Av. … geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, … 3. Noterliğinin 03.02.2006, 05.04.2006 ve … Noterliğinin 12.04.2006 tarihli satış vaadi sözleşmelerine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davalılar, dava konusu taşınmazların elbirliği mülkiyeti hükümlerine tabi olduğunu ve satış vaadi sözleşmesinin ifa olanağı bulunmadığını ayrıca satış vaadi sözleşmelerinin teminat amacıyla düzenlendiğini ve geçerli olmadığını, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece; davanın bir kısım davalılar açısından feragat nedeniyle reddine, diğer davalılar yönünden ise dava konusu taşınmazların elbirliği mülkiyeti hükümlerine tabi olduğu ve elbirliği mülkiyeti çözülmeden satış vaadi sözleşmelerinin ifa olanağının bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyizi üzerine karar Dairemizin 13.12.2011 tarihli ilamı ile “…1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan tüm temyiz itirazları yerinde görülmemiş ve reddi gerekmiştir. 2-…Elbirliği mülkiyetine konu bir taşınmazda elbirliği ortaklarından birinin, ortaklık dışı bir kişiye satış vaadinde bulunması halinde, sözleşme bir taahhüt muamelesi olarak geçerli olmakla birlikte elbirliği ortaklığı çözülünceye kadar sözleşmenin ifa olanağının varlığından söz edilemez. Bu durum, satışı vaat edilen taşınmazın tapusunda temliki tasarrufu engelleyen bir kaydın bulunması veya 3194 sayılı İmar Kanununun 18/son maddesi hükmüne aykırı şekilde taşınmaz satışı vaat edilmesi ya da vaade konu taşınmazın bir başka mahkemede mülkiyet uyuşmazlığına konu olması halinde de geçerlidir. Bu genel açıklamalar doğrultusunda somut olaya bakıldığında; Dosya içinde bulunan veraset belgesine göre muris…’in tüm mirasçıları 03.02.2006 ve 05.04.2006 tarihli satış vaadi sözleşmeleri ile satış vaadinde bulunmuşlardır. …’in malik olduğu dava konusu taşınmazlar yönünden iştirak dışında kalan ve iştiraki bozan bir durum söz konusu olmadığından satış vaadi sözleşmesinin ifa olanağı vardır. …’in tüm mirasçıları satış vaadinde bulunduğuna göre, …’in maliki olduğu taşınmazlar yönünden taraf delilleri değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Mahkemece bu yön gözetilmeden satış vaadi sözleşmesinin ifa olanağının bulunmadığından bahisle davanın tümü ile reddi doğru olmadığı…” gerekçesiyle bozulmuştur.
Bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda mahkemece, davanın bir kısım davalılar …, …, …, … ve … açısından feragat nedeniyle reddine, diğer davalılar yönünden ise satış vaadi sözleşmelerinin teminat amacıyla yapıldığı ve muvazaalı olduğu gerekçesi ile reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Mahkemece satış vaadi sözleşmelerinin, … 4. İcra Müdürlüğünün 2004/9278 esas sayılı takip dosyasına konu 56.500 TL bedelli bononun teminat amacı ile verildiği kabul edilerek davanın reddine karar verilmiş ise de teminat olarak kabul edilen bononun düzenleme tarihi 20.06.2002, vade tarihi 15.08.2002 olup takip tarihi de 12.08.2004 tarihidir. Dayanak satış vaadi sözleşmeleri ise bononun verildiği 2002 yılından yaklaşık 4 yıl sonra 2006 yılında düzenlenmiştir. Bononun, satış vaadi sözleşmelerinin teminatı olarak ve muvazaalı şekilde düzenlendiği yazılı bir delille kanıtlanamadığı gibi satış vaadi sözleşmelerindeki bedel düşüklüğünün
de tek başına muvazaayı göstermeyeceğinin nazara alınmaması isabetli olmamıştır.
Hal böyle olunca, satış vaadi sözleşmelerine konu ve bir kısım davalıların murisi…’e ait olan taşınmazlar yönünden satış vaadi sözleşmelerinin ifa olanağı da bulunduğundan davanın kabulü gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
Kabule göre de; gerekçeli karar başlığında davalılardan …’nun isminin iki kere yazılarak kararda çelişki yaratılması, davalı …’in yargılama sırasında 12.05.2010 tarihinde vefat etmesine rağmen karar başlığında davalı olarak gösterilmesi ve davalı … Kavuncu’nun soyadının hatalı şekilde “…” olarak gösterilmesi de maddi hataya dayalı olup bu hususlara değinilmekle yetinilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 990 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalılar …, …, … ve … dışındaki davalılardan alınarak, davacıya verilmesine, 05.11.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.