YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/9476
KARAR NO : 2013/11996
KARAR TARİHİ : 23.09.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı- birleştirilen dosyada davalı vekili tarafından, davalılar aleyhine 07.08.2009 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi, davalı-birleştirilen dosyada davacı vekili tarafından 28.06.2011 gününde verilen dilekçe ile TMK 725. maddesi uyarınca tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; asıl dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, birleştirilen davanın kabulüne dair verilen 02.04.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı-birleştirilen dosyada davalı … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne, karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı …, tapulu taşınmaza elatmanın önlenmesi, birleştirilen dosyada davalı … ise Türk Medeni Kanunu’ nun 725. maddesi uyarınca tapu iptali ve tescil isteminde bulunmuştur.
Davalılardan … ve … davaya cevap vermemiş, diğer davalılar davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece davacı-birleştirilen dosya davalısı …’in davası kısmen kabul edilerek, davalı…’in aleyhine açılan davanın feragat nedeni ile reddine, Davalı … hakkında açılan davanın konusu kalmadığından hüküm kurulmasına yer olmadığına, diğer davalılar yönünden muhdesatların kaldırılarak elatmalarının önlenmesine karar verilmiş, birleştirilen dosyada ise davacı …’ün davası kabul edilerek tapu iptali ve tescil hükmü kurulmuştur.
Hükmün davacı-birleştirilen dosyada davalı … vekili ile davalılardan … tarafından temyizi üzerine Dairemizin 27.09.2012 tarihli 2012/9416 esas 2012/11154 karar sayılı ilamı ile; Mahkemece yapılan inceleme ve araştırma sonucu düzenlenen bilirkişi raporunun hükme esas teşkil
edecek yeterlilikte olmadığı, bilirkişi raporunda taşkın inşaatın yıkılmasının gerekip gerekmediğinin tereddüde meydan vermeyecek şekilde teknik gerekçeleri ile birlikte açıklanmadığı, hükme esas teşkil edecek yeterlilikte bilirkişiden ek rapor alınarak sonucuna göre bir hüküm kurulması gerektiği gerekçesi ile bozulmuştur.
Mahkemece bozma sonrası bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda birleştirilen dosyada tapu iptali ve tescil isteminin kabulüne, Asıl dosyada verilen 06.12.2011 tarihli hüküm onanarak kesinleşmiş olduğundan aynı konuda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Hükmü Asıl dosya davacısı-birleştirilen dosya davalısı … vekili temyiz etmiştir.
Öncelikle; hükmün hangi hususları kapsayacağı 6100 sayılı HMK’nun 297. maddesinde belirtilmiştir. Ayrıca hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır, hükmün hedefine ulaşmasını engeller, kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz. Bozma kararı ile ilk hüküm hayatiyetini ve ifa kabiliyetini yitirir. Bozma kararından sonra bozmaya uyularak verilen hüküm yeni bir hükümdür. Bozmaya uyularak tesis edilen hükmün, tüm istekleri karşılar şekilde yeniden yazılması gerekir.
Diğer taraftan; yasal ayrıcalıklar dışında, Türk Medeni Kanununun 684/1 ve 718/2 maddeleri hükümlerine göre, arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar. Türk Medeni Kanununun 725. maddesinde bu kuralın istisnalarından birisi düzenlenmiş olup anılan hüküm;
“Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmaz bütünleyici parçası olur.
Böyle bir irtifak hakkı yoksa zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyi niyetle yapan kimse, uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devrini isteyebilir” şeklindedir.
Böylece, muhdesatla arasındaki bağlantı kesilmiş bina sahibine aşağıdaki koşulların oluşması halinde ayrılmaz parça niteliğindeki taşkın yapı için üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır.
Bunun için:
1-Tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde, temelli kalması amacıyla yapılan binanın ayrılmaz parçası yine tapuda kayıtlı üçüncü kişiye ait taşınmaza taşkın yapılmış olmalıdır.
2- Taşkın inşaat, taşkın yapı ile iki komşu taşınmazı fiilen birleştirmekte, ekonomik bir bütünlük oluşturmaktadır. Bu özelliğinden dolayı taşkın yapıya dayanan temliken tescil isteği taşınmaza bağlı kişisel hak niteliğindedir. Taşılan arazi malikinin devir borcu eşyaya bağlı bir borç olduğundan inşaat maliki hakkını taşılan arazinin her malikine karşı kullanabilir. Yeni malikler de Türk Medeni Kanununun 725. maddesinde belirtilen haklardan yararlanabilecekleri gibi borçlardan da sorumlu olur.
3- Bu inşaatı kendi malzemesi ile yapan kişinin iyiniyetli olması, diğer bir anlatımla zeminin kendisine ait olduğu, ya da 5.7.1944 tarihli ve 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi gereklidir.
14.2.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, iyiniyetin ispatı taşkın yapı malikine ait ise de iyiniyet iddia ve savunması def’i olmayıp itiraz niteliği taşıdığından ve kamu düzeni ile ilgili bulunduğundan mahkemece kendiliğinden göz önünde tutulmalıdır.
Taşkın binanın bulunduğu taşınmaz maliki veya o taşınmazda mülkiyetten başka ayni hak sahibi olup da zarar gören kimselerin, taşınmaza elatıldığını öğrendikleri tarihten itibaren onbeş gün içerisinde itiraz etmeleri, yapı malikinin iyiniyetli sayılması olanağını ortadan kaldırır. İtiraz hiçbir şekle bağlı değildir. Yapının ilerlemesini, zararın büyümesini önlemek için konan bu sürenin başlangıcını objektif olarak saptamak, yapının görünebilir hale gelme tarihinden başlatmak, taşırılan taşınmaz malikinin öğrenmesine engel olan sübjektif (öznel) nedenleri dikkate almamak gerekir. Aksine düşünce bu yöndeki yasa koyucunun amacını ortadan kaldırır. (Sübjektif koşul)
4- Bu tür davalarda üzerinde önemle durulması gereken diğer bir koşul da halin icabından taşkın inşaatın yıkılması gerekip gerekmediğinin saptanmasıdır. Uygulama ve doktrinde “durum ve koşulların haklı kılması” şeklinde ifade edilen bu şarttan inşaatın yıkılması ile inşaat sahibinin uğrayacağı zarar veya yıkılmaması halinde arsa malikinin arsasının uğrayacağı değer kaybının mukayese edilmesi anlaşılmalıdır. Değer kaybı, sadece taşılan arazinin değerinden ibaret değildir. Bu değerin içinde arazi sahibinin taşılan kısım dışında kalan arazisinin uğrayacağı değer kaybı da vardır. Arsa malikinin arsasının uğrayacağı değer kaybı uzman bilirkişilerden rapor alınmak suretiyle Türk Medeni Kanununun 4., Türk Borçlar Kanununun 50. maddesi uyarınca ve aynı zamanda sebepsiz zenginleşmeyi önleyecek biçimde en uygun şekilde tespit ve takdir edilmeli, önceden ödenen bedel var ise mahsup edilmek suretiyle arsa sahibine ödenmek üzere depo ettirilmelidir.
5-Aranacak diğer bir koşulda taşkın kısmın ana taşınmazdan ayrılarak müstakil parsel oluşturacak şekilde veya ait olduğu taşınmazla birleştirilerek ifrazen tescilinin mümkün olması koşuludur.
Bu değerlendirmeler ışığında somut olaya gelince;
Birleştirilen 2011/196 Esas sayılı dosyada davacı … Türk Medeni Kanunu’nun 725. maddesi uyarınca tapu iptali ve tescil istemiştir. Mahkemece bu davanın kabulüne karar verilmiştir. Ne var ki ifraz ve tevhidine karar verilen 1,43 m2 yer ile ilgili ifraz ve tevhit krokisi hazırlattırılarak Belediye’ye gönderilmemiş ve Belediye Encümenince alınacak karar ile ifraz ve tevhidin mümkün olup olmadığı saptanmamıştır.
Birleştirilen tapu iptali ve tescil davası yönünden; yukarıda belirtilen ilkelere uygun bulunmayan eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Elatmanın önlenmesi davası yönünden de; bozma kararı ile ilk hüküm hayatiyetini ve ifa kabiliyetini yitirmiş sayılıp, bozma kararından sonra bozmaya uyularak verilen hüküm yeni bir hüküm olacağından tüm istekleri karşılar şekilde yeniden yazılması gerekirken asıl davaya ilişkin verilen 06.12.2011 tarihli hüküm onanarak kesinleşmiş olduğundan bahisle aynı konuda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş olması da doğru görülmemiş, bu nedenlerle hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Davacı-birleştirilen dosyada davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 23.09.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.