YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/1606
KARAR NO : 2014/5677
KARAR TARİHİ : 02.05.2014
MAHKEMESİ : Adana 8. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 22/03/2013
NUMARASI : 2012/527-2013/197
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 26.04.2012 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 22.03.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davalı, davanın zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın yasal zamanaşımı süresi geçtikten sonra açıldığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Kaynağını Borçlar Kanununun 22. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Borçlar Kanununun 213. maddesi ile TMK’nın 706. ve Noterlik Kanununun 89. maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde TMK’nın 716. maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.
Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Ancak satışı vaat edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye yani vaat alacaklısına teslim edilmiş ise on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunması TMK’nın 2. maddesinde yer alan “dürüst davranma kuralı” ile bağdaşmayacağından dinlenmez.
Davacının dayandığı 02.11.1972 tarihli satış vaadi sözleşmesinde satmayı vaat eden Ali Rıza Çekinmez dava konusu taşınmazın zilyetliğini alıcısına terk ve teslim ettiğini, alıcı M.. Ç.. de dava konusu taşınmazın zilyetliğini tesellüm ettiğini resmi sözleşmede açıkça belirtmişlerdir.
Mahkemece, bir kısım tanık beyanlarına itibar edilerek ve resmi şekilde düzenlenen senetlerin aksinin ancak yine aynı nitelikte bir belge ile kanıtlanabileceği kuralına aykırı olarak davacı tarafça satış vaadi sözleşmesi yapıldıktan sonra malik gibi zilyetliğin devralındığının anlaşılamadığından bahisle teslimin gerçekleşmediği kabul edilerek davanın zamanaşımından reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin harcın yatırana iadesine, 02.05.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.