YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/17097
KARAR NO : 2020/6222
KARAR TARİHİ : 14.10.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 06/03/2015 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde tazminat talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; tapu iptali ve tescil talebinin reddine, tazminat isteminin kabulüne dair verilen 09/06/2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili ve katılma yolu ile davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_ K A R A R _
Davacı vekili, dava konusu 196 ada 9 parselde kayıtlı taşınmaz ek satın alındığı tarihte parasının 1/4’ünün davalı tarafından ödendiğini, daha sonra bu arsa üzerine dört katlı bina yapıldığını, her katın arsa payının 1/4 olduğunu gerek arsa alınırken ve gerek bina yapılırken arsa bedelinin 3/4’ünün ve inşaat masraflarının 3/4’ünün dava dışı … ve ailesi tarafından yapıldığını, tarafların bu katkı oranında arsayı ve binayı kullanmaya başladıklarını, giriş katının … ve ailesi 1. katı davalı, 2. ve 3. katı ise yine … ve ailesinin kullanıldığını aradan geçen zaman içinde bu durumu ve paylaşımı yazılı hale getirmek istendiğinde ek 1 de sunulan mülkiyet belgesi başlıklı belge düzenlediğini, bu belgeye göre gayrimenkulün 1/2’sinin …’a ait olduğunun davalı … tarafından kabul ve beyan edildiğini, ikinci maddede 3. kattaki dairenin …’e ait olduğunun yazılı olduğunu, bu belge düzenlendikten sonra davalının arsanın 1/2 payının mülkiyetini …’a devrettiğini, …’ın da bir süre sonra bu payı …’a devrettiğini, tapu kaydında halen eşit paylarla … ve … adına tescilli olduğunu, ancak davalının protokolde yazıldığı halde binanın en üst katını …’e devretmediğini, …’in 10/02/2015 tarihinde … Başkonsolosluğunda yaptığı devir ve temlik belgesi ile 9 parseldeki 1/4 hissesini ve en üst kattaki dairenin zilyetliğini kardeşi …’a devir ve temlik ettiğini ileri sürerek, tapuda 1/4 payın davalıdan iptali ile davacı adına tesciline, tescil mümkün olmaz ise fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 20.000,00TL bedelin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davalının dava konusu taşınmazı 11/04/1988 tarihinde bedelini peşin ödeyerek satın aldığını, davacı tarafın satın alma bedelinin 1/4’ünü ödediği yolundaki iddiasının doğru olmadığını, bu nedenle taşınmazın tek malikinin davalı olduğunu, taşınmaz 196 ada 9 parsel olarak kaydedildikten sonra davalıya müstakil tapu verildiğini, davacının dayandığı mülkiyet belgesi yapıldığı tarihte tapu kaydının tamamı davalı adına bulunduğu için davalının sadece tanıklık ettiğini, dava dışı …’in hak sahipliğinin nizalı taşınmazın …’a ait 1/2 hisse üzerinde yapılan tek daireye ait olduğunu, mülkiyet belgesinin delil başlangıcı niteliğine haiz bir belge olmadığını, davanın haksız ve yersiz olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece tapu iptali ve tescil talebinin reddine, tazminat talebinin kabulü ile fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydı ile 20.000,00TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Hükmü davalı vekili ve katılma yolu ile de davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde hakimin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.12.2015 tarihli, 2014/14-516 E. 2015/2838 K. sayılı kararı da bu doğrultudadır.)
İnanç sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmektedir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince; tapu kayıt maliki … ile … arasında imzalanan tarihsiz “mülkiyet belgesi” başlıklı belge, taraflar arasındaki inanç ilişkisini gösteren yazılı inanç sözleşmesi niteliğinde belgedir. Bu sözleşmeye göre tapu kayıt maliki … taşınmazın bir kısım hissesinin dava dışı …’a ait olduğunu, özellikleri belirten dairenin de yine dava dışı …’e ait olduğunu kabul etmektedir. …, mülkiyet belgesi başlıklı belgede yazılı olan hakkını dosya kapsamında bulunan 10/02/2015 tarihli … Konsolosluğundaki imzalı beyanı ile …’a temlik etmiştir. …’in inanç sözleşmesinden kaynaklanan şahsi hakkını bu şekilde yazılı olmak koşulu ile temliki geçerlidir.
Dava konusu taşınmaz üzerinde yapı bulunmakta ise de, kat irtifakı veya kat mülkiyeti tesis edilmemiştir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş, mülkiyet belgesi başlıklı belge ve … Konsolosluğunda tasdik edilen devir temlik belgesi başlıklı 10/02/2015 tarihli belge içeriği nedeniyle davacıya temlik edilen bir şahsi hak bulunup bulumadığının belirlenerek, şahsi hakkın varlığının kabulü halinde kat irtifakı ve kat mülkiyeti kurulmadığından, davacıya temlik edilen bağımsız bölümün arsa payının bilirkişilere hesaplattırılarak bu miktar kadar tescil hükmü kurulması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, davalı vekilinin temyiz itirazlarının bozma nedenine göre şimdilik incelenmesine, yer olmadığına, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14/10/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.