YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/10147
KARAR NO : 2011/3575
KARAR TARİHİ : 06.10.2011
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanığın adli sicil kaydında tekerrüre esas mahkumiyeti bulunduğu halde TCK’nun 58.maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 06.10.2011 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
5237 sayılı TCK’ nun da, İkinci Kısmın “Malvarlığına Karşı Suçlar” başlıklı Onuncu Bölümünde düzenlenen dolandırıcılık suçu,“hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp,onun veya bir başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamaktır”.Bu suçun unsurları Yasanın 157. maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre;
1) Fail tarafından hileli davranışlar yapılmalıdır.Mağdurun inceleme eğilimini etkisiz kılacak nitelikte bir takım hareketlerde bulunulmalıdır.
2) Fail tarafından yapılan hileli davranışlar bir kimseyi aldatabilecek nitelikte olmalıdır.
3) Mağdurun veya başkasının zararına, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlanmalıdır.
Fail kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranışlar yapmalı,verilen zarar ile sanığın eylemi arasında uygun nedensellik bağı bulunmalıdır.
Madde gerekçesinde de vurgulandığı üzere, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güven bozulmaktadır.Bu suretle kişinin irade serbestîsi etkilenmekte ve irade özgürlüğü ihlâl edilmektedir.
Uygulamadaki yerleşmiş kabule göre; “Hile nitelikli yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldırmalıdır. Kullanılan hile ile mağdur yanılgıya düşürülmeli ve yanıltma sonucu kandırıcı davranışlarla yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır… hileli davranışın aldatacak nitelikte olması gerekir. Basit bir yalan hileli hareket olarak kabul edilemez” olarak tanımlanmaktadır.
Öğretide de hile ile ilgili olarak,hilenin maddi veya manevi nitelikteki eylemlerle bir kimsenin hataya düşürülmesi anlamına geldiği (…), ifade ediliş ve sergileniş tarzı açısından yöneldiği kimsenin denetim yapma yetkisini elinden alması ve doğurduğu güven ortamıyla kişiyi istediği yöne çekmesinin zorunlu olduğu (SELÇUK S., Dolandırıcılık Cürmünün Kimi Suçlardan Ayrımı ve Çeklerle İlgili Suçlar, Ankara, 1986, s.106-110), gösterilen davranışın hile niteliğini taşıyabilmesi için aldatmaya elverişli olması gerektiği (… İ., Ekonomik çıkar amacıyla işlenen suçlar, … yayınevi, 2004, s.26), hilenin öznel ve nesnel koşulları sömürerek ve gerçeği örterek mağdurun yargılama gücünü etkilemesi gerektiği, kaba, çıplak ve kolayca anlaşılabilen bir yalanın hile kavramına girmediği (… Yorumu, … Yayınevi, Ankara, 1995, C.4, s.5155-5157)Hile,olaylara ilişkin yalan açıklamaların ve sarf edilen sözlerin doğruluğunu kuvvetlendirecek ve böylece muhatabın inceleme eğilimini etkileyebilecek yoğunluk ve güçte olması ve bu bakımdan gerektiğinde bir takım dış hareketler ekleyerek veya böylece var olan halden yararlanarak,almayacağı bir kararı bir kimseye verdirtmek suretiyle onu aldatması bu suretle başkasının zihin,fikir ve eylemlerinde bir hata meydana getirmesidir.(…,kişilere ve mala karşı cürümler 2004 s.453) şeklinde görüşler bulunmaktadır.
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere dolandırıcılık suçundaki hileli davranışların, fiilin ortaya çıkmamasını sağlamaya yönelik olmasının yanında bu sonucu gerçekleştirmeye elverişli olacak nitelikte yoğun ve aldatıcı olması gerekir. Kaba,herkes tarafından anlaşılabilir ve özünde aldatıcı niteliği bulunmayan bir davranış hileli bir davranış olarak değerlendirilemeyecektir.Eylemin açığa çıkmaması için kullanılan bir yöntemin, denetim ve gözetim görevi verilmiş kişilerin dikkatsizliği ve özensizliğinden kaynaklanan nedenlerle bu suçun ortaya çıkmasını engellemesi bu tür davranışlara hileli davranış vasfını kazandırmayacağı gibi dolandırıcılık suçunun da oluşmasına yol açmayacaktır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun pek çok kararlarında belirlendiği gibi sadece yalan söylemek,dolandırıcılık suçunun hile unsurunun gerçekleşmesi bakımından yeterli değildir.
Somut olayda;
Sanığın,müşteki …’in … mahallesinde bulunan arsasını yine aynı mahallede bulunan çok beğendiği bir arsa ile takas etmek istediğini bulunduğu emlakcı dükkanında duyunca müştekinin telefonunu öğrenip buradan arayarak beğenilen arsanın kendisine ait olduğunu satmak istediğini takas yapabileceğini söyleyip müşteki ile buluştukları, ”10.8.2005 tarihli … …’tan 2 parsel arsa karşılığı artı 25 milyar para karşılığında 5 milyar tl alındı,20 milyar 11.8.2005 tarihinde tapuda alınacaktır” şeklindeki belgeyi imzalayarak müştekinin arsası ve üzerine 25.000 TL nakit para karşılığında anlaştıkları paraya ihtiyacı nedeniyle parayı vermesi halinde arsanın tapusunu hemen devredeceğini söylediği müştekinin de arsa ile ilgili hiçbir araştırma yapmadan 5000 TL yi hemen verdiği kalan parayı da tapu işlemleri yapıldıktan sonra vereceğini bildirmesine rağmen kız kardeşinin öldüğünü söyleyerek taziye evine çağıran sanığın istemesiyle kalan 20.000 lirayı da sanığa verdiği sanıktan verdiği paraya karşılık senet istediği sanığında yasal bono vererek ortadan kaybolduğu anlaşılmaktadır.
Sanık müştekiyle arsa alım satımı üzerine ticaret yaptıklarını savunmaktadır.
Suç konusu taşınmaz satımına ilişkindir.Taşınmazın tapusunun bulunduğuna ve kalan paranın tapuda işlemlerin yapılmasından sonra verileceğine ilişkin müşteki beyanı vardır.Müşteki tapunun sanığa ait olduğuna inanmış ancak bu konuda hiçbir araştırma yapmamıştır.Taşınmazın tapusunun daha sonra verileceğinin anlaşılmasına ve söz konusu taşınmazın belgelerin düzenlendiği tarihte sanık adına tapuda kayıtlı olup olmadığının saptanması için,tapu sicili alenî olduğundan şikayetçinin gerek duyduğunda da taşınmazların hukuki durumunu öğrenmesi olanaklı olup sanığın eylemi bu nedenle kandırıcı nitelikte sayılamaz.Zira,sanık tarafından mağdurun inceleme eğilimini etkisiz kılacak nitelikte bir takım hareketlerde bulunulmamıştır.Yalan belli oranda ağır,yoğun ve ustaca olmadığı gibi,sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağını da ortadan kaldırmamıştır.
Yargıtay uygulamaları bu yöndedir.
Ör:Taşınmazların tapusunun daha sonra verileceğinin anlaşılmasına ve söz konusu taşınmazların belgelerin düzenlendiği tarihte maliye hazinesi adına tapuda kayıtlı olduğunun saptanmasına göre, tapu sicili alenî olduğundan şikayetçinin gerek duyduğunda da taşınmazların hukuki durumunu öğrenmesi olanaklı olup sanığın eylemi kandırıcı nitelikte bulunmadığından olayda dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının gerçekleşmediği gözetilmeden,sanık hakkında yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulmasını,(11.C.D. 4.12.2003 – 9934 – 8745) Dava konusu taşınmaz tapuya kayıtlı olup,sanık ile müdahil arasındaki satış işlemlerinin tapu dairesinde yapıldığının anlaşılması ve tapu kayıtlarının da aleni olması karşısında yasal unsurları oluşmayan suçtan sanığın beraati yerine yazılı şekilde hükümlülüğüne karar verilmesini(6CD.1.7.1997 7393-7450) bozma sebebi saymıştır.
Sanık elde ettiği yarar karşılığında yasal bono vermiştir.Bononun sahteliği ileri sürülmemiştir.Bu konuda bir nizada yoktur.Her şey hukuk düzeni içerisindedir,Sadece kaba ve çıplak bir yalan vardır.Kaba ve çıplak yalanın hile kavramı içerisine girmeyeceği konusunda uygulama ile doktrin arasında birlik vardır.Mağdurun denetleme istek ve imkanını ortadan kaldıracak bir davranış sergilenmediği sürece sanığın soyut yalan boyutunu aşmayan davranışları hile olarak nitelendirilemez.Sanığın davranışlarıyla müşteki etkilenmiş olsa dahi tapu kayıtlarının aleni olması ve hiçbir araştırma yapmadan kaba ve çıplak yalana inanarak verdiği paraya karşı bono alması karşısında eylemin hukuki ihtilaf kapsamında olduğu ve dolandırıcılık suçunun yasal unsurları oluşmadığından sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken mahkumiyetine karar veren sayın çoğunluğun düşüncesine katılmıyoruz.