Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/11155 E. 2012/30611 K. 05.03.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/11155
KARAR NO : 2012/30611
KARAR TARİHİ : 05.03.2012

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kişilerin Dini İnanç ve Duygularının İstismar Edilmesi Suretiyle Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.Hile nitelikli bir yalandır.Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK.nun 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir.Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Somut olayda;
Bohçacılık yaptıklarını söyleyen sanıkların, katılanın evinin önüne gelip oturdukları, sanıklardan birinin, güven telkini amacıyla eline bir ip alıp parçalara ayırarak bohçasına koyduğu, ipi birleştirilmiş şekilde bohçasından çıkardığı, sanıkların, mağdur …’e, üzerinde büyü bulunduğunu, evde bulunan altınlara okunması halinde büyünün bozulacağını söyledikleri, sanıklardan birinin , bir ceket ve bir yazmayı katılan ve mağdur …’den istediği, yazmanın bohça yapılarak ceketin içine konduğu, dua ve benzeri nitelikte sözlerin söylendiği, bohçanın ağzının kapatılmasından sonra, sanıklardan birinin mağdur …’e “sende nazar var, muska var, mutlu olmanı istemiyorlar, bana altınları getir, üfleyeyim, su dökeyim üzerindeki nazar kalksın” dediği, mağdurun altın olmadığını, sarrafta olduğunu söylemesi üzerine sanığın, altınların bulunduğu odayı gösterdiği, gerçekte altınların o odada olması nedeniyle mağdurun, sanığın söylediklerine inandığı ve 15 adet altın bileziği getirdiği, sanığın elindeki bez parçasını uzatarak altınları buraya koymasını istediği, mağdurun altınları gösterilen bezin üzerine koyduktan sonra sanığın, mağdurdan altınların tamamını getirmesini istediği, mağdurun başka altın olmadığını söylemesine rağmen, sanığın, kutunun içerisinde başka altınların da bulunduğunu söylemesi nedeniyle, mağdurun, sanığın bu işi bildiğini düşünerek 21 adet küçük altından oluşan dizme kolye ile 1 adet künyeyi de getirdiği, bu altınların da bezin içerisine konulduğu, sanığın, altınların odadaki bohçaya götürülmesini istediği, mağdurun, altınları, odadaki bezin içerisine değil de battaniyenin arasına koyup dönmesinden sonra, “niye bezi bohçanın içine koymadın” diyerek mağduru uyardığı, uyarı üzerine mağdurun altınları, odada bulunan bohçanın içerisine koyduğu, sanığın, mağdura, “annenle yarım saat konuşmayacaksın, yoksa felç olursun” dediği, bu sırada, diğer sanığın, mağdurun annesi katılandan içerdeki bohçayı getirmesini istediği, bohçanın üzerine su atılacağını söylediği, bohçanın içine altın konulduğunu bilmeyen katılanın, bohçayı sanığa getirip verdiği, sanıkların da bohçanın içindeki altınları, alıp evden uzaklaştıkları, mağdurun, annesinin içerisinde altın bulunan bohçayı, sanığa verdiğini bilmediği, sanıkların altını bohçadan aldıktan sonra, acıktıklarını belirterek kapının önünde domates ve ekmek yedikten sonra evden ayrıldıkları, mağdur …, sanıkların gitmesinden sonra annesine altınların ne olduğunu sormaya çalışsa da, mağdurun konuşamadığı, toprak üzerine “altın” diye yazarak durumu annesine anlatmaya çalıştığı, bohçanın içine bakıldığında altının yerinde olmadığının görüldüğü, sanıkların, mağdurlar ve katılan tarafından daha sonra teşhis edildikleri, bu şekilde sanıkların dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği,
Bu kapsamda: sanıklar tarafından dini inanaç ve duyguların kullanıldığı eylemin, 5237 sayılı TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenen kişilerin dini inanç ve duygularının istismar suretiyle dolandırıcılık suçu kapsamında kaldığı gözetilmeksizin, yazılı şekilde hüküm tesisi,
Bozmayı gerektirmiş, hükmün bu nedenlerle 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, sonuç ceza miktarı itibariyle sanıkların kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, 05.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.