Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/12673 E. 2012/35783 K. 26.04.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/12673
KARAR NO : 2012/35783
KARAR TARİHİ : 26.04.2012

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1-Sanıklar …, …’e yüklenen Dolandırıcılık suçundan verilen hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Dosya içerisindeki adli sicil kaydına göre, tekerrüre esas mahkumiyeti bulunan sanık … hakkında, 5237 sayılı TCK’ nın 58/6. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmamasındaki isabetsizlik, aleyhe temyiz olmadığından; 5237 Sayılı TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasında madde bendlerinin tamamının kararda gösterilmemesi isabetsizliği, bu husus infazda resen uygulanacağından, bozma nedeni yapılmamıştır.
Sanıkların daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum oldukları anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 sayılı CMK’nın 231/6.maddesinin (a) bendinde yazılı “kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunma” nesnel koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; müştekinin yolda yürüdüğü sırada, üç kart oyunu diye adlandırılan “al kareyi bul parayı” olarak da bilinen oyunu oynatan sanıklarla karşılaştığı, sanıkların,müştekinin, param yok, demesine rağmen, müştekinin oyun oynaması için, sanıklardan birinin borç para verebileceğini, oyunu kaybetse de, kendisinin kaybetmiş sayılacağını belirterek müştekiyi ikna ettiği, müştekinin önce elinde bulunan 15.00 TL parayla oynayıp oyunu kaybettiği, daha sonra, kendisine arka arkaya verilen 100.00 TL ve 100.00 TL olmak üzere toplam 200.00 TL parayı da oyunda kullanarak kaybettiği, başta verdiği parayı geri almayacağını söylemesine rağmen, sanık …’in, müştekiden verdiği parayı geri istediği, müştekinin parası olmadığını, elinde sadece bilezik olduğunu belirttiği, bu sanığın, bilezikleri, bozdurma bahanesiyle müştekiden teslim aldığı, arabayla gidip bozduralım dediği, müştekinin, olaydan şüphelenmesi nedeniyle arabaya binmek istemediği ve bileziklerini geri istediği halde, sanık …’in bilezikleri vermediği, müştekinin polise başvuracağını söylemesi üzerine, bu sanığın ve diğer sanıkların olay yerinden uzaklaştıkları, oyunu oynatan kişinin sanık … olduğu, oyun oynanırken yardımcı olan kişinin sanık … olduğu, alınan bilirkişi raporuna göre; el çabukluğuyla tüm kartların boş bırakıldığı bu oyunda, oyunu oynayan kişinin, oyunu kazanma ihtimalinin bulunmadığının tespit edildiği, sanıkların el çabukluğuyla oyunun kazanılmasını engelleyecek hileli hareketler yaparak müştekiye ait bilezikleri ve parayı aldıkları, böylece sanıkların eylem ve fikir birliği içerisinde hareket ederek iştirak halinde haksız menfaat temin ettikleri olayda dolandırıcılık suçunun oluştuğuna dair mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın ve sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak;
Adli para cezalarının 5083 sayılı Kanun’un 1.maddesi ile 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu’nun 04.04.2007 tarih ve 2007/11963 sayılı kararının 1.maddesi uyarınca Türk Lirası (TL) olarak belirlenmesinde zorunluluk bulunması, bozmayı gerektirmiş olduğundan hükmün, 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK ‘un 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu durum aynı kanunun 322.maddesi gereğince yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, hükümde yer alan “YTL” ibaresinin “TL” olarak değiştirilmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2-…’ya yüklenen Dolandırıcılık suçundan verilen karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın ve sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak;
Hükümden sonra 08.02.2008 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunun 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK.un 231. maddesi uyarınca; hükmolunan cezanın tür ve süresine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın ve sanık müdafiiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 26/04/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.