YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/13882
KARAR NO : 2012/37875
KARAR TARİHİ : 28.05.2012
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 sayılı CMK un 231/6.maddesinin (a) bendinde yazılı “kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunma” nesnel koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli,olayın özelliği,fiille olan ilişkisi,mağdurun durumu,kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda ;Olay tarihinden birkaç gün önce kaçak inşaat yapan müştekinin yanına gelen sanığın kendisini belediyede görevli fen işleri memuru olarak tanıtıp kaçak inşaat ile ilgili işlem yapmaması karşılığında müştekiden 500 TL parayı hazırlamasını istediği,olay tarihinde gelerek müştekiye hazırlamasını istediği 500 TL’yi almak için geldiğini söylediği,müştekinin eşi ile görüşmesini söylemesi üzerine olay yerinde ayrılan sanığın bu şekilde gerçekleşen eyleminin dolandırıcılığa teşebbüs suçunu oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsilik görülmemiştir.
Sanığın adli sicil kaydında tekerrüre esas mahkumiyeti bulunduğu halde TCK’nun 58. maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak
1-TCK.nun 157/1.maddesi uyarınca, temel hapis cezası alt sınırdan tayin olunmasına karşılık adli para cezası belirlenirken yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden alt sınırdan uzaklaşmak suretiyle 300 gün olarak tayin edilmesi,
2-5237 sayılı TCK.nun 35.maddesinin (2) numaralı fıkrasında cezanın dörtte üçüne kadar indirim imkanı olduğu halde sanık hakkında gerekçe gösterilmeden cezadan 1/4 oranında indirim yapılması,
3-Sanık müdafinin lehe hükümlerin uygulanması talebi karşısında, sanık hakkında, 5271 sayılı CMK.nun 230/1-c maddesi uyarınca sanık hakkında 5237 sayılı TCK.nun 51.maddesinin tartışılmaması adli sicil kaydına göre sonuca etkili değil ise de, aynı yasanın 50. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
4-5237 Sayılı Yasanın 53.maddesinin 1.fıkrasının c bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarına ilişkin hak yoksunluğunun, aynı maddenin 3.fıkrasına göre koşullu salıverilmeye kadar uygulanabileceği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.un 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 28.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.