Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/16227 E. 2012/42082 K. 25.09.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/16227
KARAR NO : 2012/42082
KARAR TARİHİ : 25.09.2012

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık, özel işaret ve kıyafetleri usulsüz kullanma
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 sayılı CMK un 231/6.maddesinin (a) bendinde yazılı “kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunma” nesnel koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;
I-Bir mesleğin resmi kıyafetlerini usulsüz kullanmak suçundan kurulan hükme yönelen temyiz itirazlarının incelenmesinde:
Sanığın adli sicil kaydına göre tekerrüre esas olabilecek ilam bulunması karşısında, ilamın kesinleşme ve infaz tarihlerini içerir şekilde onaylı suretinin dosya arasına getirtilip incelenerek tekerrüre esas olup olmadığının tartışılmaması hususu aleyhe temyiz bulunmadığından bozma sebebi yapılmamıştır.
5237 sayılı TCK’nın 53.maddesi uyarınca sanığın belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasının kasten işlenen suçtan dolayı hapis cezası ile cezalandırılmanın kanuni sonucu olması nedeniyle infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre,sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA,
II-Dolandırıcılık suçundan kurulan hükme yönelen temyiz itirazlarına gelince;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için, failin hileli hareketlerle mağdurun iradesini fesada uğratarak malın kendisine teslimini sağlamak suretiyle çıkar elde etmesi gerektiği, buna karşılık hırsızlık suçunun ise; menkul bir malın sahibinin rızası dışında alınması, malın failin egemenlik alanına geçmesinde fesada uğratılmış da olsa mağdurun rıza ve bilgisinin olmaması gerekir.
Yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Sanığın, müştekinin çalıştığı petrol istasyonuna askeri kıyafetle giderek telefon etmesi gerektiğini ve kendi telefonunu kullanmak istediğini söyleyince müştekinin telefonunu verdiği,sanık bu telefona kendi sim kartını takıp kullandığı sırada gelen müşteriye bakmak için müştekinin pompaya geçtiği,işi bittikten sonra baktığında sanığın gitmiş olduğunu fark ettiği olayda şikayetçinin cep telefonunun zilyetliğinin sanığa devredilmemiş olması nedeniyle eylemin hırsızlık suçunu oluşturacağının gözetilmemesi,
2-Kabule görede; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2007/10-108 E., 2007/152 K. sayılı ilamında da belirtildiği gibi yasa koyucunun ayrıca adli para cezası öngördüğü suçlarda, hapis cezasının alt sınırdan tayini halinde mutlak surette adli para cezasının da alt sınırdan tayini gerektiği yönünde bir zorunluluk bulunmamakta ise de, bunun gerekçelerinin gösterilmesi, dayanılan gerekçelerin de yasal olması ve dosya içeriğiyle örtüşmesi gerektiği halde mahkemece hapis cezası alt sınırdan tayin edilmesine rağmen, adli para cezasının gerekçe gösterilmeksizin alt sınırın çok üzerinde 150 gün olarak tayin edilmesi suretiyle 5237 sayılı TCK.nun 61. maddesine aykırı davranılması,
3-Hapis cezasının yasal sonucu olup infaza ilişkin bulunan 5237 sayılı TCK’nun 53/1. madde ve fıkrasındaki hak yoksunluklarının karar yerinde gösterilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş,sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 25.09.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.