YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/17292
KARAR NO : 2012/44012
KARAR TARİHİ : 19.11.2012
MAHKEMESİ :Sulh Ceza Mahkemesi
SUÇ : Güveni Kötüye Kullanma
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için; failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Somut olayda; katılanın banka hesabının şifresini arkadaşı olan sanığa verip, internet bankacılığını kullanarak hisse senedi alıp satmasını istediği, sanığın zilyetliğin devir olgusu dışında katılana ait hesaptan eşi ile ortak sahip oldukları hesaba para aktardığı ve bahis sitelerinde harcama yaptığının anlaşılması karşısında güveni kötüye kullanma suçunu işlediğine dair kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, O Yer C.Savcısının yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Sanığın Cumhuriyet savcısına verdiği 06.03.2007 tarihli ifadesinde katılana 14 bin TL lik senet verdiğini belirtmesi, 01.10.2007 tarihli celsede ise, katılanın tüm zararını giderdiğini ifade etmesi karşısında; katılanın olaydan … zararının ne kadar olduğu bilirkişi tarafından tespit edilip, sanık tarafından yapılan bir ödeme olup olmadığı, ödeme yapılmışsa bunun pişmanlığa dayanıp dayanmadığı, ödemenin ne zaman yapıldığı ve miktarı belirlendikten sonra, kısmi ödeme söz konusu ise katılanın bu duruma rıza gösterip göstermediği de sorulmak suretiyle TCK 168.maddenin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması,
2-5237 sayılı TCK.nun 52.maddesinin 1.fıkrasında “Adli para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan paranın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir.” şeklinde adli para cezasının tanımı yapıldıktan sonra, aynı maddenin 3.fıkrasında “Kararda, adli para cezasının belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ayrı ayrı gösterilir.” ve aynı Kanunun 61.maddesinin 8. fıkrasında ise “Adli para cezası hesaplanırken, bu madde hükmüne göre cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine yönelik artırma ve indirimler, gün üzerinden yapılır. Adli para cezası, belirlenen sonuç gün ile kişinin bir gün karşılığı ödeyebileceği miktarın çarpılması suretiyle bulunur.” hükümleri ile yasa koyucunun adli para cezasının mutlaka gün üzerinden tayin edilmesi gerektiğini belirtmesi karşısında;
Temel ceza belirlenirken adli para cezası gün olarak tayin edilip artırım ve indirimlerin gün para cezası üzerinden yapıldıktan sonra bulunacak miktarın 5237 Sayılı TCK’nun 52/2.madde ve fıkrası gereğince 20-100 TL arasında belirlenecek miktar ile çarpılması suretiyle sonuç adli para cezasının belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde, temel ceza gün olarak belirlenmeksizin takdir edilen adli para cezası üzerinden indirim yapılması suretiyle fazla ceza tayin edilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 19.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.