YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/18265
KARAR NO : 2013/1493
KARAR TARİHİ : 29.01.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; 01.05.2003 yılında Bingöl ilinde olay yerini de etkileyecek şekilde deprem meydana geldiği depremden hemen sonra Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğünce 06/05/2003 günü yapılan tespitte sanığa ait konutun orta hasarlı ve eski terk edilmiş olarak belirlendiği yapılan ilan üzerine sanığın basılı form ile orta hasar talep ve taahhütnamesi doldurarak imzalayıp Çelebi Köyü muhtarına onaylatarak Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğüne ibraz ettiği, Afet Yasasının uygulanmasına ilişkin yönetmelik gereğince oluşturulan komisyonca 12/08/2003 gününde yapılan tespitte deprem nedeniyle zarar gören binaların muhtar, ihtiyar heyeti ve teknik heyetçe tek tek gezilerek incelendiğinin belirlendiği, aynı şekilde yönetmelik doğrultusunda mahalli hak sahipliği inceleme komisyonunun 19/08/2003 günlü sayısız karar ile sanığın 4.sırada orta hasardan hak sahibi kabul edildiği, bu karara dayanılarak sanığa “evini yapana yardım” uygulaması kapsamında ev yaptırılması için kredi verildiğinin anlaşılması karşısında, sanığın yardım alma koşullarına sahip olduğundan dolandırıcılık suçunun unsurunu oluşturan hileli bir davranış olmadığından beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkin kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sanık müdafiinin temyizinin kapsamına göre vekalet ücreti ile sınırlı olarak yapılan incelemede;
1136 sayılı Kanun’un 168. ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13.maddesinin 5.fıkrası uyarınca, beraat eden ve kendisini vekille temsil ettiren sanık lehine maktu avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322.maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasına “Sanığın kendisini vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenen 1.100 TL vekalet ücretinin hazineden alınarak sanığa verilmesi” fıkrasının eklenmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 29.01.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.