Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/18448 E. 2013/8142 K. 02.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/18448
KARAR NO : 2013/8142
KARAR TARİHİ : 02.05.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 sayılı CMK’un 231/6.maddesinin (a) bendinde yazılı “kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunma” nesnel koşulunun bulunmaması nedeniyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Bu nitelikli unusurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.

Olay günü maaşını Ziraat Bankasından çekip İş Bankası hesabına yatırmak üzere bankamatikte işlem yapan mağdurun yanına gelen sanığın, ”Hacı” lakaplı kişinin damadı olduğunu, kayınpederinin öldüğünü, hayır yaptıklarını, çevresinde yardıma ihtiyacı olan kişi olup olmadığını sorduğu, mağdurun bir öğrenci olduğunu söylemesi üzerine 2.000 TL yardımda bulunacaklarını ancak adetleri gereği ölen kişinin parasını döndürmek gerektiğini, bunun için önce mağdurun para verip daha sonra sanığın yardım parasını vermesi gerektiğini söylemasi üzerine kendisine inanan mağdurun yatırdığı paranın blokeli olduğunu akşam 16:00’dan sonra çekip verebileceğini söylediği, bu sırada mağdurun elinde bulunan sağlık karnesini gören sanığın mahalledeki eczanenin kızına ait olduğunu, orada buluşabileceklerini, kendisi parayı çekip gelene kadar ilaçlarını hazırlatacağını söyleyerek mağdurun yanından ayrıldığı, akşam üzeri mağdurun eczaneye gittiği sırada aracı ile gelen sanığın yolda mağduru aracına alıp ”önce parayı çekmeye gidelim” diyerek mağduru bankaya götürdüğü, mağdurun hesabında bulunan 650 TL’yi çekip sanığa verdiği, yardım parasını almak üzere eczaneye gittikleri sırada mağduru araçtan ”önce sen in” diyerek indiren sanığın ortadan kaybolduğunun anlaşıldığı olayda, eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 157. maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Mükerrirlere özgü infaz rejimi ve denetimli serbestlik tedbirinin ne şekilde uygulanacağı, süresi ve bu konuda karar verecek merci 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 108.maddesinde düzenlenmiş olup aynı maddenin 5. fıkrası ile de tekerrür dolayısıyla belirlenen denetim süresinde koşullu salıverilmeye ilişkin hükümlerin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Bu nedenlerle denetimli serbestlik tedbirinin süresinin infaz aşamasında 5275 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tayin ve tespiti gerektiği gözetilmeden, infazı kısıtlar biçimde mükerrirlere özgü infaz rejiminin cezanın infazından sonra 1 yıl süre ile devamına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK ‘un 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan hüküm fıkrasında yer alan “mükerrirlere özgü infaz rejiminin cezasının infazından sonra 1 yıl süre ile devamına” ifadesinin çıkartılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 02.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.