YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/18492
KARAR NO : 2013/1949
KARAR TARİHİ : 05.02.2013
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 sayılı CMK’un 231/6.maddesinin (a) bendinde yazılı “kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunma” nesnel koşulunun bulunmaması nedeniyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği,fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanığın, ekmek fırını inşaatında çalışan müştekinin yanına gelerek, kendisini işyeri sahibi olan …’in oğlu … olarak tanıtıp, babasının para bırakıp bırakmadığını, babaannesini bir yere götüreceğini, aracında benzin bulunmadığını, babasının 50 veya 100 TL para bırakması gerektiğini söylediği, mağdurun da para bırakmadığını belirterek kendi cebinden 100 TL parayı mağdura verirken, işyeri sahibini telefonundan aradığı, daha karşı taraf telefonu açmadan sanığın telefonu mağdurun elinden kapıp babasıyla konuşur gibi yapmaya başladığı “baba nasılsın, ben 100 TL aldım, yarın verirsin dediği” daha sonra şarjın bittiğini söyleyerek telefonu müştekiye verdiği, bu sırada, işyeri sahibinin karşı taraftan mağduru aradığı anda sanığın kaçmaya başladığı, işçilerin sanığın peşinden koşarak kesintisiz takip sonucu yakaladıkları, sanığın kaçarken aldığı 100 TL parayı da yere attığı, böylece sanığın dolandırıcılığa teşebbüs suçunu işlediği iddia edilen olayda mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27/10/2009 tarih ve 2009/6-132, 251 E.K sayılı kararı ile 27.05.2008 gün ve 127-147 E.K sayılı kararında vurgulandığı üzere; 5237 sayılı Kanun’un 168. maddesinde yer alan “etkin pişmanlık” hükmünün uygulanabilmesi için, failin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi gerektiği, 765 sayılı Kanun’un 523. maddesi, “iade ve tazmin esasına” dayalı bir düzenleme iken, 5237 sayılı Kanun’un 168. maddesi tazminden çok “pişmanlık” esasına dayandığı, “pişmanlık sonucu olan iade ve tazmin”in önem taşıması nedeniyle, iade ve tazminin cebri icra yoluyla gerçekleştirilmesi, zararın failin rızası hilafına veya ondan habersiz olarak üçüncü kişilerce giderilmesi, eşyanın kaçarken yakalanan failin üzerinde ele geçmesi, somut olaydaki gibi failin yakalanmamak için kaçarken, aldığı şeyi atması sonucu eşyanın ele geçirilmesi gibi hallerde failin etkin pişmanlığından söz edilemeyeceği anlaşılmakla, sanık hakkında TCK’nın 168. maddesinin koşullarının oluşmaması karşısında, bu nedenle bozma isteyen tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir.
Sanığın, 5237 sayılı TCK’nın 157/1 maddesi gereğince hapis cezasının yanısıra 20 gün adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve aynı yasanın 35. maddesi gereğince 2/3 oranında indirim yapılarak 6 gün adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verildikten sonra aynı yasanın 62. maddesi gereğince 1/6 oranında indirim yapılırken 5 gün karşılığı 100 TL yerine 4 gün adli para cezası karşılığı 80.00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verimek suretiyle eksik ceza tayini ve dosya içerisindeki adli sicil kaydına göre tekerrüre esas mahkumiyeti bulunan sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 58/6. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmemesi hususları aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 05/02/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.