YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/18510
KARAR NO : 2013/9014
KARAR TARİHİ : 15.05.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Somut olayda; sanıkların, besicilik işiyle uğraşan ve olay tarihinde şehir dışında bulunan katılanı telefon ile arayarak “Gölbaşı Kuran Kursu yurdundan geliyoruz, şu anda evinin önündeyiz,
270- 280 kg’lık adaklık kurban alacağız” dedikleri, katılanın olumlu cevap vermesi üzerine ertesi gün sanıkların, tekrar katılanı telefonla arayarak, fiyat konusunda anlaştıkları, kesilen etin parasını… Kuran kursunda vereceklerini söylemeleri üzerine katılanın “ben…’na gidiyorum, siz köye gidince çocuklarım eti keser, eti size teslim eder, parasını…’nda ödersiniz” dediği, sanıkların bu telefon konuşmasından kısa bir süre sonra katılanın evine gittikleri ve değeri 2.600 TL tutarında olan 260-270 kg’lık eti katılanın oğlu olan tanık Murat’tan aldıkları, sanık …’in etin kesiminden sonra Kuran kursuna gideceğini söyleyerek olay yerinden ayrıldığı, diğer sanık …’in tanık Murat’ı da yanına alarak araç ile… Öğrenci Yurdu’na doğru hareket ettiği sırada sanık …’in telefon ile Murat’ı arayarak “buraya gelirken elin boş gelme, gelirken yurtaki çocuklara kola ve bisküvi getir” dediği, bunun üzerine Murat’ın market önünde kendisinden istenen malzemeleri almak için indiğinde içinde etlerin bulunduğu araçla sanık …’in olay yerinden uzaklaştığı anlaşılmakla, sanıkların eylemlerinin “dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık” suçunu oluştuğuna yönelik mahkemenin kabülünde bir isabetsizlik görülmemiştir,
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Sanıklar hakkında temel ceza tayini sırasında hürriyeti bağlayıcı cezanın alt sınırdan belirlendiği halde adli para cezasının alt sınırdan uzaklaşılarak tespit edilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık … ve müdafii ile sanık …’ın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK. un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından adli para cezasına ilişkin sırasıyla “150 gün” ve “3000 TL” adli para cezası terimlerinin tamamen çıkartılarak yerine, sırasıyla “5 gün” ve “100 TL” adli para cezası ibaresinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 15.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.