YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/19717
KARAR NO : 2013/4142
KARAR TARİHİ : 07.03.2013
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
10/12/2007 tarihli tutanak içeriği, katılanın ayrıntı içeren aşamalarda değişmeyen anlatımları, olaydan 10 ay kadar sonra tesadüfen gördüğü sanığı kesin suretle teşhis ettiğini bildirerek onu emniyet güçlerine yakalatması, babası – tanık …’ün iddiayı destekler yeminli beyanı ve sanığı hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında kesin teşhisi ile tüm dosya kapsamına ve mahkemenin yargılama sonucunda ulaştığı vicdanı konuya göre tebliğnamenin 1 no’lu bozma düşüncesine iştirak olunmamıştır.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır.Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli,olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi,kullanılan hilenin şekli,kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; Belediyede yetkili olarak görev yaptığını ilk görüşmelerinde tanık İsmail’e söyleyen sanığın, belediyeye acil işçi alınacağını belirttiği, tanığın da askerden yeni gelen oğlu olduğunu, işe ihtiyacı olduğunu söylediği, bunun üzerine tanığın yanına birkaç kez daha gelen sanığın “…. belediyede oğlunu işe aldırabilirim….” vaadinde bulunarak, katılanla tanıştığı, birlikte işe girebilmek için gerekli evrakı ikmal amacıyla tanığın yanından ayrılarak sağlık raporu için hastaneye ulaştıklarında, sendika ve sair işlemler için para gerektiğini söyleyip katılandan parayı aldıktan sonra onu vesikalık fotoğraf çektirmeye göndererek ortadan kaybolmak suretiyle haksız yarar sağlayan sanığın eyleminin “dolandırıcılık” suçunu oluşturduğunu takdir eden mahkemenin kabul ve uygulamasında aşağıda belirtilen sebep dışında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın mahkumiyete yeter delil olmadığına, suçun faili olmadığına, eksik araştırma yapıldığına, savunma hakkının kısıtlandığına yönelen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Temel hapis cezası alt sınırdan takdir ve tayin olunduğu halde, aynı gerekçeyle adli para cezasına esas alınan temel tam gün sayısının asgari hadden uzaklaşılarak belirlenmesi suretiyle çelişkiye neden olunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan hüküm fıkrasının 1. paragrafında yer alan “30”; 3. paragrafında yazılan “30” ve “600.00” rakamlarının çıkartılarak yerlerine sırasıyla “5”; “5” ve “100” rakamları yazılmak suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 07/03/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.