YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/20127
KARAR NO : 2013/6421
KARAR TARİHİ : 09.04.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
…
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
İddianame ve ekleri okunarak sanığın savunmasının alınmış olması karşısında, iddianamenin kabulü kararının okunmaması sonuca etkili olmadığından tebliğnamedeki bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiş olup; 5237 sayılı TCK.nun 158/1.maddesinde hapis cezası yanında adli para cezası da öngörüldüğü halde, sanık hakkında adli para cezasına hükmedilmemesi, aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK.nun 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir.Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır. Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları
ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Katılanın olay günü öğle saatlerinde evinde bulunduğu esnada kapıyı çalan iki kadından yaşlı olanının yanındaki diğer kadını göstererek on yedi yıldır çocuğunun olmadığını, kendisinin okuması üzerine çocuğunun olduğunu, bu vesile ile mevlit okutacaklarını, mevlit için yedi kapıdan yardım almaları gerektiğini söyleyerek yardım talebinde bulundukları, katılanın teyzesinin kadınları içeri davet ederek yeğeni olan katılanın da çocuğunun olmadığını, ona da okumasını söylediği, kadınlardan yaşlı olan sanığın katılandan okuması ve duanın kabul olması için bütün altın ve paralarını getirmesini istediği, katılanın evde bulunan yaklaşık 8-10 bin lira değerindeki ziynet eşyası ve parayı getirip sanığa verdiği, sanığın getirilen kıymetli eşyayı bir kumaş parçasının içerisine koyup düğümlediği, bir odaya geçerek sakladığını, camiye gidip okuması gerektiğini söyleyip evden ayrıldıkları ancak bir daha geri dönmedikleri olayda, mahkemenin “dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık” suçunun oluştuğuna yönelik kabulünde Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02.04.2013 günlü kararıda gözetilerek bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 09.04.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
…