YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/20564
KARAR NO : 2013/5189
KARAR TARİHİ : 21.03.2013
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli Güveni Kötüye Kullanma, Özel Belgede Sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için; failin bir malın zilyedi olması,malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Somut olayda; … Ltd. Şirketinde satış temsilcisi olarak çalışan sanığın, müşteri … adına 06.06.2006 tarihinde düzenlenmiş “sipariş formu” arkasına şerh düştüğü gibi 6 ve 20 Haziran 2006 tarihlerinde elden-nakit araç satışı için aldığı toplam 35.500 lirayı şirket kasasına irtikal ettirmeyip zilyedliğin devri amacı dışında uhdesinde tutup tasarrufta bulunmak şeklinde gerçekleşen eyleminin “nitelikli güveni kötüye kullanma” ve katılan şirket müşterileri olan … ile …’nin bilgi ve iradeleri dışında … için 200654858 (11.730), 200654856 (19.550) … için 09.05.2006 tarih 200631691 (20.900) nolu ve bedelli Vaf Kredi Sözleşmelerini 18.09.2006 tarihli bilirkişi raporunda belirtildiği gibi sahte olarak onlar adına düzenleyip imzalayıp finans kurumuna ulaştırarak kullanma şeklinde gerçekleşen eylemlerinin ise müşteri bazında ayrı ayrı “özel belgede sahtecilik” suçlarını oluşturduğunu takdir eden mahkemenin kabul ve uygulamalarında aşağıda belirtilen bozma nedeni dışında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık müdafiinin suçların unsurlarının oluşmadığına, eksik soruşturma ve inceleme yapıldığına özel belgede sahtecilik suçu için TCK.nun 43.maddesinin uygulanması gerektiğine yönelen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Yargıtay C.G.K.nun 04.03.2008 tarih ve 2008/9-13 2008/41 sayılı kararında açıklandığı üzere; serbest takdir sisteminin bir gereği olarak, olayda takdiri indirim uygulanmasını gerektiren nedenlerin varlığını veya yokluğunu belirleme yetkisi hâkime ait olacaktır. Hâkim, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, failden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkilerinin yanında her somut olaya göre değişebilecek ve önceden öngörülmeyecek nedenleri de birlikte değelendirerek bu hususta hak, adalet ve nesafet kurallarına uygun biçimde uygulama yapacaktır. Ancak; hâkimin bu konudaki takdir yetkisi sınırsız değildir. Çağdaş – Evrensel Hukuk Sisteminde kabul gördüğü üzere bütün kararlarda olduğu gibi takdiri indirimin uygulanmasına veya uygulanmamasına ilişkin kakarlar da gerekçeli olmalıdır. Bununla birlikte gösterilen gerekçelerin hak, adalet, nesafet kuralları ile dosya içeriğine uygunluğunun Yargıtay denetimine tâbi olacağında da kuşku bulunmamaktadır.
Sanık müdafiinin, 06.03.2008 tarihli duruşmada “… Lehe olan hükümlerin uygulanması…” isteği dikkate alındığında; sanık hakkında, kısa süreli hapis cezalarına seçenek yaptırımların “…neden görülmediğinden…”, “takdiri indirim nedenlerinin” ise “…indirim nedeni görülmediğinden…” şeklindeki yasal, hukuka uygun dayanak içermeyen genel ifadelerle reddedilerek anılan hükümlerin uygulanmama gerekçelerinin denetime olanak verecek biçimde ortaya konulmaması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.nun 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 21.03.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.