Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/23845 E. 2013/8167 K. 02.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/23845
KARAR NO : 2013/8167
KARAR TARİHİ : 02.05.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs, resmi belgede sahtecilik, özel belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1-Sanıklar hakkında nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik sanıklar müdafiilerinin temyiz istemlerinin incelenmesinde;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Karı koca olan sanıkların, olay tarihinden önce … Üniversitesi Tıp Fakültesi … Hastanesinde doktor olarak çalışan müşteki … ile Numune Hastanesinde hemşire olarak çalışan müşteki …’in nüfus cüzdanlarını bir şekilde ele geçirdikleri, bu nüfus cüzdanları üzerinde fotoğraf değişikliği yaparak kendi fotoğraflarını yapıştırdıkları, yaptıkları plan çerçevesinde müştekilerin çalıştıkları kurumlardan alınmış gibi Belgin Macit adına

düzenlenen 27/01/2010 tarihli sahte hizmet erbabı ücret bordrosu ile 28/01/2010 tarihli Dr …’a ait aylık gelir bildirimine ilişkin sahte belgeyi düzenleyerek bu evraklarla Türk Ekonomi Bankas… Şubesine gittikleri, sanık …’nün müşteki … adına kredi başvurusunda bulunduğu ve başvuru evraklarını imzaladığı, kefil olarak …’i gösterdiği , sanık …’nün … adına düzenlenen sahte kimlik ve evraklarla kefil sıfatıyla kredi evraklarını imzaladığı, kredinin onaylanmasından sonra banka görevlisinin müşteki …’ı çalıştığı … Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin santralinden telefonla arayarak kredinin onaylandığını bildirilmesi üzerine durumun fark edilerek emniyete ihbar edildiği, “kredi çıktı” denilerek bankaya çağrılan sanık …’nün parayı almak üzereyken yakalandığının anlaşıldığı olayda, sanıkların eylemlerinin 5237 sayılı TCK’nın 158/1-j maddesinde düzenlenen banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla dolandırıcılığa teşebbüs suçunu oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
5237 Sayılı Yasa’da 765 Sayılı Yasa’dan farklı olarak “gün para cezası sistemi” kabul edildiği için bu sistemde nispi para cezasına yer verilmemiştir. İlgili maddelerin gerekçe bölümlerinde de 5237 Sayılı TCK sisteminde nispi para cezasının öngörülmediği açıkça belirtilmektedir. Ancak, 5237 Sayılı Yasanın 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra 29.06.2005 gün ve 5377 Sayılı Yasanın 19.maddesi ile değişik TCK’nın 158/1. fıkrasına eklenen “…Ancak, (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hallerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katında az olamaz.” cümlesi ile getirilen yeni değişikliğe ilişkin gerekçede de belirtildiği üzere, 158.maddenin 1. fıkrasına eklenen son cümledeki “…adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.” hükmünün uygulanabilmesi için öncelikle suçtan elde edilen haksız menfaat miktarının belli olması gerekmektedir.
5237 sayılı TCK’nın 52.maddesinin 1.fıkrası “Adli para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan paranın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir.” şeklindeki adli para cezasının tanımı yapıldıktan sonra aynı maddenin 3. fıkrasında “Kararda, adli para cezasının

belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ayrı ayrı gösterilir.” ve aynı Kanunun 61.maddesinin 8. fıkrasında ise “Adli para cezası hesaplanırken, bu madde hükmüne göre cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine yönelik artırma ve indirimler, gün üzerinden yapılır. Adli para cezası, belirlenen sonuç gün ile kişinin bir gün karşılığı ödeyebileceği miktarın çarpılması suretiyle bulunur.” hükümleri ile yasa koyucu adli para cezasının mutlaka gün üzerinden tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir.
5237 Sayılı TCK’nın 158.maddesinin 1. fıkrasının (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hallerde adli para cezasının tayininde öncelikle suçtan elde edilen haksız menfaat miktarının belli olup olmadığına bakılacaktır. Eğer suçtan elde edilen haksız menfaat miktarı belli değil ise, 5 ila 5.000 tam gün arasında TCK’nın 61. maddesi hükmü göz önünde bulundurularak takdir edilen gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı kanunun 52.maddesi uyarınca, 20-100 TL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezası belirlenecektir. Eğer suçtan elde edilen haksız menfaat miktarı belli ise;o takdirde tespit olunacak temel gün,suçtan elde olunan haksız menfaatin iki katından az olmayacak şekilde asgari bu miktara yükseltilerek belirlenecek gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı kanunun 52.maddesi uyarınca, 20-100 TL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezası belirlenecektir.
Bu açıklamalar doğrultusunda mahkemece TCK’nun 158/1-j-son maddesi gereğince temel ceza belirlenirken doğrudan haksız elde olunan yararın iki katının esas alınması gerektiği gözetilmeden uygulama yapılmak suretiyle sanıklara eksik ceza tayini husus aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; sanıklar müdafiilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
2-Sanıklar hakkında Türkiye Ekonomi Bankasına karşı gerçekleşen özel belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükümleri ile sanık … hakkında ayrıca resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik sanıklar müdafiilerinin temyiz istemlerinin incelenmesinde;

Emanette kayıtlı bulunan … adına düzenlenen 27/01/2010 tarihli sahte hizmet erbabı ücret bordrosu ile 28/01/2010 tarihli Dr….’a ait aylık gelir bildirimine ilişkin sahte belge getirtilip duruşmada incelenerek aldatma yeteneği olup olmadığının tespiti yapılarak aldatma yeteneğinin bulunduğu saptandığı takdirde sanıkların eylemlerinin 5237 sayılı TCK’nın 204/1,43 maddelerinde yazılı zincirleme biçimde sahtecilik suçunu oluşturacağı gözetilmeden sanıklar hakkında özel belgede sahtecilik suçundan ayrıca sanık … hakkında resmi belgeyi bozma suçundan hüküm kurulması,
3-Sanıklar hakkında Turkcell AŞ’ye karşı gerçekleşen özel belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik sanıklar müdafiilerinin temyiz istemlerinin incelenmesinde;
Sanıkların müştekilere ait kimlik bilgilerini kullanıp müştekiler adına 539 965 20 68 ve 539 962 77 16 numaralı telefon abonelik sözleşmelerini imzalayarak cep telefonu hattı satın almak suretiyle özel belgede sahtecilik suçunu işledikleri iddia ve kabul olunmuş ise de; söz konusu abonelik sözleşmelerinin asılları getirtilip imza incelemesi yaptırıldıktan sonra sanıkların hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 Sayılı Kanunun 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nun 321.maddesi gereğince BOZULMASINA, 02.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.