Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/23855 E. 2013/6888 K. 15.04.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/23855
KARAR NO : 2013/6888
KARAR TARİHİ : 15.04.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık, Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyanda Bulunmak

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Dolandırıcılık ve resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunmak suçlarından kurulan beraat hükümlerine yönelik katılan vekili tarafından yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sağlık Bakanlığı’nın 11.05.2000 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği’nin 37. maddesinde “Yataklı tedavi kuruluşları, acil sağlık hizmetlerinin bedelini hizmet sundukları kişinin ödeme imkanları çerçevesinde tahsil ederler” hükmü yer almaktadır. Yine 2008/13 sayılı Başbakanlık Genelgesi’nin;
Birinci maddesinde, “Acil sağlık hizmeti vermekle yükümlü bulunan sağlık kuruluşları, acil vakaları hastanın sağlık güvencesi olup olmadığına veya ödeme gücü bulunup bulunmadığına bakmaksızın kabul edecek ve gerekli tıbbi müdahaleyi kayıtsız-şartsız ve gecikmeksizin yapacaktır. Hiçbir sağlık kuruluşu acil olarak gelen hastalara yeterli personeli veya donanımı olmadığı, ilgili birimi veya boş yatağı bulunmadığı, hastanın sağlık güvencesi olmadığı ve benzeri sebepler ile gerekli acil tıbbi müdahaleyi yapmaktan kaçınmayacaktır” denilmektedir.
Yedinci maddesi uyarınca da, acil olarak sağlık kuruluşuna müracaat eden hastaların acil tıbbi müdahale ve tedavileri yapılırken hiçbir surette tedavi masraflarının nasıl karşılanacağı
sorgulanmayacak ve hizmet bedelinin tahsili ile ilgili işlemler acil müdahale sağlandıktan sonra yapılacaktır.
Dokuzuncu maddesinde ise, “Herhangi bir sağlık güvencesi olmayan vatandaşlardan ödeme gücü bulunmayanların acil sağlık hizmeti bedelleri kendilerinden talep edilmeyecektir. Bunlardan kamuya ait sağlık kuruluşlarından ve ayakta teşhis ve tedavi yapan özel sağlık kuruluşlarından acil sağlık hizmeti alanların hizmet bedelleri 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu hükümleri çerçevesinde sağlık kuruluşunun bulunduğu yer sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfından talep edilecektir. Bu konuda gerekli tedbirler ilgili vakıf başkanlıklarınca alınacaktır. Özel hastanelerden acil sağlık hizmeti alanların hizmet bedelleri ise talep edilmesi halinde 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu’nun 32 nci, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 38’inci ve 60’ncı, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 18. maddeleri gereğince sağlık kuruluşunun bulunduğu yerin belediyesince ödenecektir. Bu amaçla belediyelerce bütçelerine yeterli ödenek konulacaktır” hükmü yer almaktadır.
Bu açıklamalar çerçevesinde; sosyal güvencesi bulunmayan …’nın, 03.09.2006 günü, eşi İlknur’u, doğum sancılarının tutması üzerine akrabası olan Yüzbin İsteyici’nin sağlık karnesini de alarak …Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürüp acilden girişini yaptırdığı, eşinin aynı gün doğum yapması üzerine hastaneden ayrıldıklarının iddia edildiği olayda; hiçbir sosyal güvencesi ile ödeme gücü bulunmayan tanık …’dan acil sağlık hizmet bedellerinin alınmasının söz konusu olamayacağı, bu nedenle sanığın eylemi nedeniyle kamunun herhangi bir zararından söz edilemeyeceği, mahkemece, Yüzbin İsteyici’ye ait sağlık karnesindeki fotoğrafla, hazır bulunan tanık … ’un fiziksel özellikleri itibariyle birbirlerine benzemediğinin tespit edildiği, bu durumda hastane görevlilerinin de yapacakları denetimin sağlık karnesindeki fotoğrafla sınırlı olması dolayısıyla dolandırıcılık suçunun aldatıcılık unsurunun da gerçekleşmeyeceği, öte yandan sanık tarafından sağlık karnesinde herhangi bir tahrifatın yapılmadığı hususları gözetilerek, dolandırıcılık ve yalan beyanda bulunma suçlarının yasal unsurlarının oluşmadığından bahisle sanık hakkında verilen beraat kararlarında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan kurum vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 15.04.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.