Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/23993 E. 2013/7033 K. 16.04.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/23993
KARAR NO : 2013/7033
KARAR TARİHİ : 16.04.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dini İnanç ve Duyguların İstismar Edilmesi Suretiyle Dolandırıcılık

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Katılanın, sanık ile bir iş arkadaşı vasıtasıyla tanıştığı, sanık ile telefonla irtibata geçtiği, bu telefon görüşmeleri sırasında sanığın katılana, bir kaza nedeniyle polis olan eşini kaybettiğini, bu nedenle hissiyatının çok geliştiğini, katılanı manevi açıdan rahatlatabileceğini, yurt dışında tanıdığı rahibelerin bulunduğunu, Amerika’da yaşayan bu rahibe grubunun yıldızname denen bir yöntemle fala bakmak suretiyle insanların başlarına gelebilecek felaketleri önceden önleyebileceklerine dair müştekiye bir de mektup yazdığı, ayrıca telefonla yaptığı görüşmelerde katılanı maddi açıdan rahatlatabileceğini, ancak bunun için katılanın kendisine bir miktar para göndermesi gerektiğini söylediği, bunun üzerine katılanın 06.07.2007 tarihinde 250 Euro, 25.07.2007 tarihinde ise 80 Euro yu Vakıfbankası … Şubesi aracılığıyla …,… Şubesi’nde sanığa ödenmek üzere havale çıkarttığı olayda, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 02.04.2013 gün 2012/1398 esas, 2013/112 sayılı kararı gözetildiğinde; sanığın üzerine atılı eylemin 5237 sayılı TCK’nın 158/1-a maddesinde tarif edilen dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde TCK madde 157/1 gereğince uygulama yapılması,
Bozmayı gerektirmiş sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan bu sebepten dolayı 5320 sayılı kanunun 8/1.maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 321.maddesi gereğince hükmün BOZULMASINA, aynı yasanın 326/son maddesi uyarınca kazanılmış hakların saklı tutulmasına, 16.04.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.