Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/25389 E. 2013/8917 K. 14.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/25389
KARAR NO : 2013/8917
KARAR TARİHİ : 14.05.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Mahkemenin yargı çevresi dışında başka bir suçtan tutuklu bulunan sanığın, istinabe suretiyle 10.10.2008 tarihli duruşmada sorguya çekilirken duruşmalardan vareste tutulmak istediğini ve savunmasını kendisinin yapacağını beyan ettiği anlaşıldığından, 5271 sayılı CMK’nın 193 ve 196. maddelerine aykırı davranıldığına dair tebliğnamedeki bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Mağdur ile sonradan sanığın babası olduğu anlaşılan “… isimli kişi arasında yapılan oto alım satım anlaşmasına göre mağdurun 1998 model aracını, sanığın babasına 3.250 TL karşılığıda sattığı, sanığın 500 TL parayı elden verdiği, geri kalan parayı dört gün sonra ödeyeceğini söylediği, ancak ödeme günü geldiğinde mağdurun sanığın babasına ulaşamadığı,

arabanın nerede olduğunu bilmediği, bu arada sanığın, mağduru arayarak arabanın nerede olduğunu bildiğini, kendisine getirebileceğini, benzin koyması için paraya ihtiyacı olduğunu söylediği, mağdurun da PTT aracılığıyla sanığa 60 TL para havale ettiği ancak sanığın aracı getirmediği gibi telefonlarını da kapattığı ve kendisine ulaşılamadığı, ayrıca sanığın mağdura aracı alan kişinin babası olduğunu söylemediği ve babasının isminin “… değil de “Ali Adlım” olduğu, sanığın bu şekilde kamu kurum ve kuruluşlarının aracı kılınması suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediği iddia olunan somut olayda;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Paranın PTT aracılığı ile sanığa gönderilmesi nedeniyle hilenin gerçekleşmesinde ödeme aracı durumunda bulunan PTT’nin rolünün bulunmadığı anlaşıldığından, sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 157/1 maddesinde düzenlenen basit dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin, yazılı şekilde nitelikli dolandırıcılık suçundan hüküm kurulması,
2-Kabule göre de;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2007/10-108 E.,2007/152 K. sayılı ilamında da belirtildiği gibi yasa koyucunun ayrıca adli para cezası öngördüğü suçlarda, hapis cezasının alt sınırdan tayini halinde mutlak surette adli para cezasının da alt sınırdan tayini gerektiği yönünde bir zorunluluk bulunmamasına rağmen, yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin adli para cezasının alt sınırın üzerinde 120 tam gün olarak tayin edilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 14.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.