Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/25851 E. 2013/9337 K. 21.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/25851
KARAR NO : 2013/9337
KARAR TARİHİ : 21.05.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Beraat,mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1)Sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz isteğinin incelenmesinde;
Kararın verildiği celsede hazır bulunan sanığın, sonradan vekaletname ile yetkilendirdiği müdafiinin 05/08/2010 tarihli eski hale getirme ve temyiz talebini içerir dilekçesinde sanığın 04/08/2010 tarihi ve sonrasında rahatsızlandığını belirtip, ekinde de bu tarih ve sonrasında tedavi gördüğüne ilişkin bir takım evrak ibraz etmiş olup, bahsi geçen evrak, hüküm tarihi olan 28/06/2010 sonrasında işleyecek bir haftalık temyiz müddetini kapsamadığından ve yasa yolu bildiriminde de herhangi bir yanıltma bulunmadığından, sanığın yüzüne karşı tefhim olunan 28/06/2010 tarihli mahkumiyet hükmüne yönelik, sanık müdafiinin yasal süresi geçtikten sonra yaptığı, 05/08/2010 günlü temyiz inceleme ve eski hale getirme başvurusunun, 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.nun 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
2) Sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz isteğinin incelenmesinde;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçuna ilişkin bu açıklamalardan anlaşılacağı gibi, mağdur veya bir başkasına verilen zarar, sanığın hileli söz ve davranışlarından sonra ve bu nitelikteki söz ve davranışların sonucu oluşmalıdır. Önceden oluşmuş bir zarar, veya doğmuş bir borç için sanığın müştekiye karşı hileli davranışlarda bulunması halinde, dolandırıcılık suçu oluşmaz. Zira karşı taraf, zararın veya alacağının varlığından haberdar olup zarar veya borç, kandırıcı nitelikteki davranışlar sonucu oluşmamıştır.
Yukarıdaki ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde;
Sanığın, katılanın müdürü olduğu araç kiralama şirketinden 20/09/2005, 27/09/2005 ve 28/09/2005 tarihlerinde kiraladığı üç aracın kira bedelini vadesinde ödeyememesi üzerine 15/10/2005 tarihinde suça konu hangi şekilde ve kimden temin ettiği belirlenemeyen külliyen sahte olarak düzenlenmiş çeki katılana verip kullanması şeklinde gelişen olayda, önceden doğmuş borç için sahte çek kullanılması nedeniyle suçun yasal unsurları oluşmadığından sanığın beraatine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılanın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 21.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.