YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/65431
KARAR NO : 2013/9544
KARAR TARİHİ : 23.05.2013
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
…Kooperatifi Başkanı ve katılanın teyzesinin damadı olan sanığın, o dönemde kooperatif üyelerinin tarlalarından geçirilecek sulama kanalı çalışması nedeniyle, ileride kooperatiften hiçbir hak talep etmemeleri amacına yönelik olarak imzalı taahhütname aldığı sırada katılana ayrıca “… Yönetim olarak karar aldık, sezon boyunca üyelerimizin kullandıkları su bedellerini ödememeleri durumunda, borç miktarını doldurmak suretiyle icra takibi yapabilmek için her üyeden açığa imzalı senet alıyoruz…” yalanını söyleyip suça konu 02.05.2005 tanzim, 15.06.2005 vade tarihli 22.06.2005 tarihinde icra takibine konulan bonoyu imzalatması eyleminin “dolandırıcılık” suçunu oluşturduğu iddia olunan somut olayda;
1-Gerek Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 21.09.1992 gün ve 225-236 sayılı gerekse bununla uyumlu Daire kararları da dikkate alınarak, mahkemeye gelmemiş sanık hakkında duruşma yapılamayacağına ilişkin temel kuralın istisnalarından biri olarak 1412 sayılı CMUK’nun 223/son maddesine paralel bir hüküm içeren CMK’nun 193/2.maddesinin, beraat kararı yönünden, “dosya kapsamına göre ilk bakışta eyleminin suç oluşturmayacağının anlaşılması ve derhal beraat kararı verilebilecek” hallerle sınırlı olarak uygulanabileceği, “iddianamede tavsif edildiği şekli ile fiilin suç teşkil etmemesi ve fiilin suç olmaktan çıkarılması halleri dışında” deliller takdir edilerek beraat kararı verilebilmesi için mutlaka sanığın “usulünce sorgusunun” yapılması gerekeceği nazara alınmadan; delil takdirine girişilmek suretiyle mahkemenin 06.03.2006 tarihli oturumuna gelen sanığın, sonraki tarihli oturumda dahil olmak üzere “usulünce sorgusu” yapılmadan yargılamanın bitirilmesi suretiyle CMK.nun 191 ve devamı, 147 ve devamı maddelerine aykırı davranılması,
2-Tarafların kovuşturma aşamasında iddia ve savunmalarının tespiti ile gösterdikleri delillerin toplanması, ortaya konulması ve… Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2005/682 E. no’sunda derdest olduğu anlaşılan dava dosyasının getirtilip incelenmesi ve karar yerinde suç tarihinin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tartışılıp değerlendirilmesi ile varılacak sonuca göre suç vasfının ve sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiğinin dikkate alınmaması,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.un 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 23.05.2013 gününde oybirilğiyle karar verildi.