Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/65619 E. 2013/9452 K. 22.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/65619
KARAR NO : 2013/9452
KARAR TARİHİ : 22.05.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği,fiille olan ilişkisi,mağdurun durumu,kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.

Katılan ile oğlu olan …’in cadde üzerinde yaya olarak ilerledikleri esnada, sanık …’nın katılan ile tanığın yanına geldiği ve katılana hitaben “Amca nasılsın?” diye sorduğu, katılanın da iyi olduğunu söylemesi üzerine “dedem vefat etti, bu akşam mevlit var, sen de gelir misin?” dediği, katılanın gelemeyeceğini söylemesinden sonra sanığın, “dedem hacca gidecekti vefat etti, bankada parası var, biz hayrına dağıtıyoruz, sizin köyde ihtiyacı olan var mı” diye katılana sorduğu, katılanın da köyünde yardıma muhtaç insanlar olduğunu söylemesi üzerine sanığın “Gel amca, sana biraz para vereyim, köyünde dağıtırsın, ama oğlun gelmesin, evde Kur’an okunuyor, bayanlara ayıp olur” diyerek katılanı oğlu olan tanığın yanından uzaklaştırarak bir sokağa götürdüğü, sanığın parayı alıp geleceğini söyleyerek bir apartmana girdiği, bir süre sonra geri dönerek katılana 2.000 TL verdiği, daha sonra “parayı okutturacağım, sende de varsa ver onu da okutturayım” diyerek katılandan 3.000 TL aldığı, paralarla birlikte aynı apartmana girdiği ve bir iki dakika sonra geri dönerek, katılana hocanın kendisini çağırdığını söylediği, bu arada diğer sanık …’un da apartmandan çıkarak katılana “amca sana verilen parayı yardıma muhtaç olanlara ver, içki içene verme” demek suretiyle katılanı apartmanın 3. katına yönlendirdiği, katılanın 3. kata çıktığında bahsedildiği gibi mevlit okutulmadığını öğrendiği iddiasıyla yapılan yargılama sonucunda; olayın gerçekleştiği yerde bulunan güvenlik kamera sisteminde elde edilen görüntüler üzerinde yapılan inceleme sonucu Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığı tarafından düzenlenen 13/11/2008 tarihli uzmanlık raporuna göre, görüntü çözünürlüğünün düşük olması ve çekim mesafesi sebebiyle sanıkların huzurda temin edilen portre ve boy fotoğrafları itibariyle aynı kişiler olup olmadıklarına dair özellikle yüz detayı elde etmenin teknik olarak mümkün bulunmadığının mütalaa edildiği, sanıkların, katılanı dolandıran şahısların kendileri olmadığını beyan ettikleri, sanık …’nın 30.12.2008 tarihli oturumda kamera kaydından elde edilen görüntülerdeki şahıslardan birinin daha önceden tanıdığı ve Kırşehir Ceza İnfaz Kurumu’nda bulunan Ömer Maviş isimli şahıs olduğunu beyan ettiği, ayrıca kolluk tarafından, bilgisayar ortamında sanıkların fotoğraflarının çeşitli şüphelilerin fotoğrafları arasına yerleştirilmesi üzerine katılan ve olayın tek görgü tanığı …’in 01.10.2007 tarihinde sanıkları fotoğraflarından kesin olarak teşhis ettikleri ve 23.09.2008 tarihli oturumda katılan ile sanıkların yüzleştirilmesi üzerine, katılanın her iki sanığı da tekrar kesin olarak teşhis ettiği anlaşılmakla; gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi bakımından, tanık … ile sanıkların mahkemede yüzleştirilerek katılanı dolandıran şahıslar olup olmadığının kesin olarak belirlenmesi, bu mümkün olmadığı taktirde sanıkların son hallerini gösteren dosyadaki fotoğraflar gösterilerek kesin teşhisin sağlanması, ayrıca sanık …’nın ifadesinde belirttiği …e ait son halini gösteren ve çeşitli açılardan çekilmiş fotoğraflarının temin edilip katılan ve tanığa gösterilerek teşhis yaptırılmasından sonra bütün deliler birlikte değerlendirilerek sanıkların hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken yazılı gerekçelerle beraatlarına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, Cumhuriyet Savcısı ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 22.05.2013 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.