YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/67114
KARAR NO : 2013/10183
KARAR TARİHİ : 03.06.2013
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Tanık …’nun katılan …’nın şoförü ve aynı zamanda yeğeni olduğu, …’nun … ve …’nin arkadaşı olduğu, … ve …’nın, …’ya … olarak tanıttıkları daha sonra gerçek isminin sanık … olduğu öğrenilen kişinin elinde sarı lira olduğunu ve satışı için yardımcı olmasını isteği, …’nun durumu katılan …’ya anlattığı, sanıktan numune altın aldıkları ve söz konusu altını kuyumcuya götürdüklerinde altının tanesinin 200 TL olduğu ve gerçek olduğunu öğrendikleri ve yapılan pazarlık sonucunda tanesini 60 TL den satın almak konusunda anlaştıkları, ancak daha sonra katılan …’nın söz konusu altın alımı işinden vazgeçtiğini beyan etmekte ise de yeğeni …’nun iknası sonucu …’ya ait araç ile birlikte Yeniköy beldesine gelerek sanıkla buluştukları, sanığın ”altınları alıp geleyim” diye gittiği, ancak beş dakika sonra geri gelerek, annesinin paranın alınmadan altınları vermeyeceğini söylediğini belirttiği, kendisinin güvence olsun diye 10.000 TL’yi elinde tuttuğu, sanığın, kendisine verilen 125.000 TL’yi alarak yanlarından uzaklaştığı ve bir daha geri dönmediği, sanığı aradıklarında, annesinin para saydığını, az sonra geleceğini söyleyerek katılan ve arkadaşlarını oyaladığı, daha sonra yapılan aramalarda sanığa ulaşılamadığı, sanığın tanıklar tarafından teşhis edildiği, bu şekilde sanığın, hileli davranışlarda bulunarak kendi yararına üçüncü kişiler zararına menfaat sağlayarak dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda, suçun sabit olduğu gerekçesine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak;
5237 sayılı Yasanın 53. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yer alan haklardan, sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmetten bulunmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hak yoksunluğunun aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilme tarihinden itibaren uygulanmayacağı gözetilmeden, alt soyu dışındaki kişileri de kapsayacak şekilde 53/1-c maddesindeki tüm haklar açısından, koşullu salıverilmeye kadar kullanmaktan mahrum bırakmaya hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı yasanın 8.maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’un 321.maddesi gereğince BOZULMASINA; fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; TCK’nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili kısma “kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmetten şartla tahliyeye kadar yoksun bırakılmasına” cümlesi eklenmek suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 03/06/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.