Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/10561 E. 2014/489 K. 16.01.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/10561
KARAR NO : 2014/489
KARAR TARİHİ : 16.01.2014

Tebliğname No : 15 – 2011/256430
MAHKEMESİ : Silifke Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 03/03/2011
NUMARASI : 2008/239 (E) ve 2011/49 (K)
SUÇ : Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında dolandırıcılığı

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Ticarî faaliyeti meslek olarak icra eden kişilerin, güvenilirliğini sağlamak amacıyla, bu suçun, tacir (kişisel olarak ticaretle uğraşan kimseler) veya şirket yöneticisi olan yada şirket adına hareket eden kişilerin ticarî faaliyetleri sırasında işlenmesi, TCK’nın 158/1-h bendinde nitelikli hâl kabul edilmiştir. Bu kavramlar Türk Ticaret Kanununun ilgili hükümlerine göre belirlenecektir. Türk Ticaret Kanunu’nun 14. maddesinde; Tacir, kişisel durumları ya da yaptığı işlerin niteliği nedeniyle yahut meslek ve görevleri dolayısıyla, kanundan veya bir yargı kararından doğan bir yasağa aykırı bir şekilde ya da başka bir kişinin veya resmî bir makamın iznine gerek olmasına rağmen izin veya onay almadan bir ticari işletmeyi işleten kişi de tacir sayılır. “denilmektedir. Ticaret şirketleri, aynı yasanın 124. maddesinde, Ticaret şirketleri; kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerden ibarettir. Bu Kanunda, kollektif ile komandit şirket şahıs; anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket sermaye şirketi sayılır” şeklinde tanımlanmıştır. Kooperatif yöneticilerinin, kooperatifin faaliyeti kapsamında, dolandırıcılık suçunu işlemeleri de nitelikli hâl, kabul edilmiştir. Üye sayısı dolmasına rağmen, üyeliğe kabulün devamından bahsederek üye kayıt edilmiş gibi kişinin parasının alınması bu suç tipine örnek gösterilebilir. Kooperatif yöneticilerinin kimler olduğu 1163 sayılı Kooperatifler kanunun 55 ve devamı maddelerinde tanımlanmıştır. Buna göre; Yönetim Kurulu, kanun ve ana sözleşme hükümleri içinde kooperatifin faaliyetini yöneten ve onu temsil eden icra organıdır. Yönetim Kurulu en az üç üyeden kurulur. Bunların ve yedeklerinin kooperatif ortağı olmaları şarttır. Yönetim Kurulu üyeliğine seçilen tüzel kişiler, temsilcilerinin isimlerini kooperatife bildirir. Bu suçun oluşabilmesi için, tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin dolandırıcılık suçunu ticari faaliyetleri sırasında işlemiş olmaları gerekir. Keza, kooperatif yöneticilerinin bu nitelikli halden cezalandırılabilmeleri için suçun kooperatifin faaliyeti kapsamında, işlenmesi gereklidir. Bu suçun faili tacir veya şirket yöneticisi yada şirket adına hareket eden kişi yada kooperatif yöneticisi olabilir.
Katılanın çiftçi olduğu, 2006 yılına ait çeltik mahsulünü de Adana İlinde fabrikası bulunan sanığa çek karşılığında sattığı, ancak sanık tarafından verilen çeklerin karşılıksız çıkmaları nedeniyle alacağını tahsil edemediği ve buna ilişkin Adana Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, katılanın 02.02.2007 tarihinde teşvikten faydalanmak için müstahsil makbuzu almak amacıyla sanığın iş yerine gittiği, burada sanığın katılana borcu olan çekleri ödeyeceğini ancak bunun için tahsilat makbuzu tanzim edilmesi gerektiğini beyan ettiği, katılanın da söz konusu tahsilat makbuzunu imzaladığı, fakat sanığın bu tahsilat makbuzunu daha sonra tediye makbuzu olarak değiştirip katılanı borçlu olarak göstererek buna dayalı olarak Silifke İcra Müdürlüğünün 2008/1139 esas sayılı dosyası ile icra takibinde bulunduğu, bu şekilde sanığın dolandırıcılık suçunun işlediğinin iddia edildiği olayda, sanığın iş yerine ait tüm defter, belge ve kayıtları ile tahsilat ve tediyelere ilişkin makbuz ve faturaların getirtilerek konusunda uzman bilirkişilere incelettirilip, sanık tarafından icra tabine koyulan tediye makbuzunun kayıtlara işlenip işlenmediği, işlenmiş ise katılana yönelik yapılan ödemeye ilişkin olup olmadığının tespit edilerek, sanığın eyleminin subüta ermesi halinde TCK’nın 158/1-d, 35.maddeleri uyarınca mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde beraatına hükmolunması,
Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet savcısı ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 16.01.2014 tarihinde oy birliği ile karar verildi.