YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/10631
KARAR NO : 2014/4667
KARAR TARİHİ : 12.03.2014
Tebliğname No : 11 – 2010/67654
MAHKEMESİ : Mersin 5. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 12/06/2009
NUMARASI : 2008/330 (E) ve 2009/518 (K)
SUÇ : Dolandırıcılık
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Katılanın su borcu nedeniyle suyunun kesilmesi üzerine bu durumdan sanığa bahsettiği, sanığın da MESKİ’de tanıdıkları olduğunu, işini halledebileceğini söyleyerek katılandan 55 TL para aldığı, daha önceden belediyede çalışan sanığın, tanıdığı arkadaşları aracılığıyla katılanın borcunu taksitlendirdiği ve suyun görevliler tarafından geri açıldığı, yaklaşık bir ay sonra sanığın, katılandan 70 TL daha aldığı, borcun kalan kısmını ödemek için MESKİ’ye giden katılanın suç borcunun hiç ödenmediğini öğrendiği, sanığın bu şekilde tanıdıkları vasıtasıyla suyunu açtırıp borcunu kapatacağı vaadinde bulunarak katılandan haksız menfaat temin ettiği sabit olmakla, dolandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1- Sanığın aşamalarda değişmeyen istikrarlı savunmalarında, katılandan almış olduğu toplamda 125 TL parayı iade ettiğini beyan etmesi; katılanın ise soruşturma aşamasında ve ikinci celsedeki beyanında sanıktan hiç para almadığını söylemesine rağmen, 24.04.2009 tarihli celsede sanığın paranın 100 TL’sini iade ettiğini, son celsede ise tekrar zararının karşılanmadığını ifade etmesi; tanık olarak dinlenen sular idaresinde görevli M.. C..’nın beyanında, katılanın kendisine parasını aldığını ancak gecikme zammı ödediği için o miktarı alamadığını söylediğini ifade etmesi karşısında; gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespiti bakımından, sanığın katılanın zararını giderip gidermediği, gidermiş ise ne zaman giderdiği hususunun açıklığa kavuşturularak, kısmi ödeme olması durumunda katılandan kısmi ödemeye rızası olup olmadığı sorulduktan sonra etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi,
2- Sanığın, bir suç işleme kararının icrası kapsamında, katılana yönelik aynı suçu değişik zamanlarda işlemesi karşısında, TCK’nın 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı kanunun 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı bakımından kazanılmış hakkın gözetilmesine, 12.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.