YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/10700
KARAR NO : 2012/42287
KARAR TARİHİ : 27.09.2012
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Tebligat Yasasının 21. ve Tebligat Tüzüğünün 28.maddesi uyarınca, muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste bulunmazsa, tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu veya meclisi üyeleri, zabıta amiri ve memurlarından tahkik ederek beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp altını imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde de bu durumu yazarak imzalaması gerekmekte olup; sanığa gerekçeli kararın tebliği için çıkarılan davetiyenin, tebliğ imkansızlığı nedeni ile Tebligat Kanununun 21.maddesi uyarınca tebliği sırasında, söz konusu işlemin yapılmamış olması ve sanığın tebligat tarihinde başka suçtan cezaevinde olduğuna ilişin beyanının dosya kapsamından anlaşılamaması karsısında, gerekçeli kararın usulüne uygun olarak tebliğ edildiğinin kabul edilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmakla, temyiz isteğinin öğrenme üzerine ve süresinde olduğu kabul edilerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; trafikte … takipçiliği yapan sanığın, Aksigorta acentesi olmadığı ve 05.11.2002 tarihinde Aral Sigorta şirketiyle acentecilik sözleşmesi feshedildiği halde, adı geçen şirketinin kaşesini kullanarak katılanın aracına sahte poliçe tanzim etmek suretiyle haksız menfaat temin ettiği anlaşılmakla, üzerlerine atılı dolandırıcılık suçunun subut bulduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 20.09.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.