YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/10738
KARAR NO : 2013/17701
KARAR TARİHİ : 18.11.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik (değişen suç
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1-Dolandırıcılık suçundan kurulan hükme ilişkin temyiz incelemesinde;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Katılan …’ın 03.05.2006 tarihinde işyerinden çalınan çeklerden birini ele geçiren sanıkların birlikte diğer katılan …’dan beyaz eşyalar aldıkları, karşılığında sahte olduğunu bildikleri katılan …’a ait söz konusu çeki sanık …’in ciro ederek katılan …’ya verdiği ve böylece sanıkların üzerlerine atılı suçları işlediklerinin iddia edildiği olayda; sanık … savunmasından söz konusu çeki … isimli bir kişiden araba satımı karşılığında aldığını beyan etse de bu kişinin kimliğini ve ya adresini veremediği dolayısıyla bu kişi ile arasında iddia ettiği gibi bir ticari ilişki olduğunu kanıtlayamaması, çekin arkasında sanık …’in cirosunun bulunması karşısında mahkeme tarafından sanıklar hakkında verilen mahkumiyet kararlarında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre katılan vekilinin ve sanık müdafiilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, oyçokluğuyla
2- Özel belgede sahtecilik suçundan kurulan hükme yönelik temyiz incelemesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin ve sanık müdafiilerinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Sanıklar hakkında TCK’nın 204/1. maddesi gereğince kamu davası açıldığı halde ek savunma hakkı verilmeden TCK’nın 207/1. maddesi gereğince hüküm kurulması suretiyle CMK’nın 226/2. maddesine aykırılık oluşturulması,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin ve sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nın 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 18.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
KARŞI OY:
Yerel Mahkemece, dolandırıcılık suçundan sanıklar … ve …’in TCK’nın 157/1, 62, 52/2, 51 ve 51/3 maddeleri uyarınca 10’ar ay hapis ve 3.000’er-TL Adli Para Cezasıyla mahkumiyetlerine, hapis cezalarının ertelenmesine karar verilmiştir.
Katılan vekili ve sanıklar müdafiilerinin temyizi üzerine, Dairemizce suçun sübut bulduğu kabul edilmiş, uygulamanın yasaya uygun olduğu belirlenerek hüküm onanmıştır.
Oluş ve sübutta uyuşmazlık bulunmayan olayda; sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, dolandırıcılık eyleminin bankayı aracı kılmak suretiyle gerçekleşip gerçekleşmediği, dolayısıyla dolandırıcılık suçunun niteliğinin belirlenmesine ilişkindir.
5237 sayılı TCK.nın ‘Dolandırıcılık’ başlıklı 157.maddesinde dolandırıcılık suçunun temel şekli düzenlenmiş, anılan Kanunun 158.maddesinde ise; Dolandırıcılık suçunun nitelikli halleri sayılmış olup, bunlardan biride anılan maddenin 1.fıkrasının (f) bendinde öngörülen, ‘Dolandırıcılık suçunun ; ‘…, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle’ işlenmesidir.
Fıkrada belirtilen, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılmasıyla, anılan kurumlara duyulan güven sarsılmakta, sergilenen hile ile zarar bireysellikten çıkıp kurumsallaşmaktadır. Fiilin kandırıcı niteliği daha fazla olmaktadır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka veya kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Suçun bu nitelikli halinin oluşabilmesi için, bankaya ait mal veya hizmetler ile fonksiyonlarının kullanılması yeterlidir; suçun mağdurunun kim olduğu, nitelikli halin oluşumu bakımından ayırıcı bir önem taşımamaktadır.
Diğer yandan, konunun aydınlığa kavuşturulabilmesi açısından, çekin hukuki niteliği ve yapısının irdelenmesinde de zorunluluk bulunmaktadır. Çek, Türk Ticaret Kanununun 780- 824. maddeleri arasında düzenlenmiş poliçe ve bonodan sonra üçüncü bir ticari senet türü olarak kabul edilmiştir. Çek hukuki niteliği itibariyle, poliçe gibi bir havaledir, ancak bu havalenin çek olarak nitelendirilebilmesi için aynı zamanda bir banka üzerinde çekilmiş olması zorunludur. Bir bankada hesap bulundurmak mücerret çek keşide hakkını vermeyeceğinden ayrıca önceden bu hesap üzerinde çek keşidesi suretiyle tasarruf edilebileceğinin de kararlaştırılmış olması gerekir. Genellikle ‘ çek anlaşması’, ‘çek sözleşmesi’ olarak adlandırılan bu akit ile muhatap banka keşideciye, üzerine çektiği çekteki miktarı ödemeyi vaat eder, keşideci ise muhatap bankanın ödediği meblağları kendisine tediyeyi taahhüt eder. Böylece, muhatap banka meşru hamil veya cirantaya kendi mal varlığından ancak keşidecinin şahsında hukuki sonuç doğurmak üzere ödemede bulunma yetkisini elde eder.
Çek kullanımının ticari hayatta bir güven unsuru taşımasının yanında, banka, keşideci, hamil ve cirantaya bir takım hak ve sorumluluklar yüklemesi nedeniyle 5941 sayılı Çek Kanununda ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiş, anılan Kanunun 2.maddesinin 5.fıkrasında ise ‘çek defterleri bankalarca bastırılır.’ hükmü yer almıştır.
Bu yasal düzenleme karşısında, banka tarafından bastırılan çek defterinin bankanın maddi varlığı olduğu konusunda bir kuşku bulunmamaktadır. Çek yaprağının doldurulması sırasında Türk Ticaret Kanundaki unsurlardan birinin eksik olması bu belgeye çek vasfı kazandırmaz ise de; bu belgenin bankanın maddi varlığı olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Çünkü yukarıda da belirtildiği gibi söz konusu Belge bankaca bastırılmış bir belgedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.02.2006 gün ve 11-129/13, 28.12.2004 gün ve 6-173228 sayılı kararlarında banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılmasının ne anlama geldiği açıklanmış, bu bağlamda ‘bentte adları geçen kurumlara ait, kimlik, sağlık karnesi, giriş kartı, banka cüzdanı, çek, kredi kartı gibi etkin işlevi bulunan maddi varlıkları kapsadığı’ şeklinde belirtilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında, somut olay değerlendirildiğinde; sanıkların banka tarafından bastırılmış olması nedeniyle bankanın maddi varlığı olan çeki sahte olduğunu bilerek, aldıkları mal karşılığı katılana vermeleri nedeniyle, sanıkların bankayı aracı kılmak suretiyle dolandırıcılık suçundan TCK’nın 158/1-f maddesi ile mahkumiyetleri yerine basit dolandırıcılık suçundan mahkumiyetlerine karar verilmesi yasaya aykırı olup, bu nedenle hükmün bozulması düşüncesinde olduğumdan, sayın çoğunluğun onama düşüncesine katılmıyorum. 18/11/2013