YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/10846
KARAR NO : 2014/4265
KARAR TARİHİ : 10.03.2014
Tebliğname No : 15 – 2011/259733
MAHKEMESİ : Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 07/07/2011
NUMARASI : 2010/313 (E) ve 2011/364 (K)
SUÇ : Dolandırıcılık
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Katılanın, 2009 yılı aralık ayı içerisinde sahibi olduğu dizüstü bilgisayarı satmak için “www.sahibinden.com” isimli internet sitesinden ilan verdiği, kendisini telefonla arayan sanık İlknur’un, bilgisayarı alabileceğini ancak eşinin rahatsız olması nedeniyle evine getirmesini istediği, bunun üzerine katılanın arkadaşı Hüseyin Seçkin ile birlikte sanıkların evine gittikleri, sanıklarla pazarlık yaparak bilgisayarın 1.100 TL’ye satılması hususunda anlaştıkları, ancak sanıkların bilgisayar bedelini öğleden sonra verebileceklerini söyledikleri, katılanın güvence istemesi üzerine sanık İlknur’un, kendisinin borçlu olduğu katılanın alacaklı olduğu 1.100 TL bedelli senedi imzalayarak katılana verdiği, akşama doğru katılanın sanıkları aradığı, sanık İlknur’un, alacaklarını alamadıklarını, bir kaç gün idare etmesini istediği, daha sonra katılanın, alacağını defalarca istemesine rağmen alamadığı ve daha sonra da senetle ilgili olarak icra takibinde bulunduğu, yapılan hacizden bir hafta önce sanıkların belirsiz bir yere taşındıklarını öğrendiği, böylece sanıkların bilgisayarı alıp parasını vermeyerek dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda,
Dolandırıcılık suçunu malvarlığına karşı işlenen diğer suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden çok hukuki konusu olan bu suç işlenirken, sadece malvarlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır. Madde gerekçesinde de, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güvenin bozulduğu, bu suretle kişinin irade serbestîsinin etkilendiği ve irade özgürlüğünün ihlâl edildiği vurgulanmıştır. Somut olayda, sanıkların, katılandan bilgisayar alarak karşılığında geçerli ve unsurları tam olan bir senet verdikleri, buna rağmen katılanın alacağını alamayarak icra takibine giriştiği, sanıkların hileli bir hareketlerinin bulunmadığı, 2010 yılı Mart ayında bilgisayarın sanıklara teslimine rağmen, sanıkların 2011 yılı Ocak ayında başka yere taşındıkları, suç kastıyla hareket ettiklerine dair delil bulunmadığı dikkate alınarak, eylemin, sanıklarla katılan arasında hukuki ihtilaf mahiyetinde olduğu, bu nedenlerle dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı anlaşılmakla, 5271 sayılı CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince sanıkların beraatına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 10.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.