Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/10881 E. 2014/4338 K. 10.03.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/10881
KARAR NO : 2014/4338
KARAR TARİHİ : 10.03.2014

Tebliğname No : 15 – 2011/264503
MAHKEMESİ : Burdur Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 01/04/2011
NUMARASI : 2010/138 (E) ve 2011/65 (K)
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Kredinin banka tarafından verilme tarihinin 05.12.2007 olduğu ve dolandırıcılık suçunun işlendiği tarihin de menfaatin elde edildiği tarih olacağı gözetilerek; gerekçeli karar başlığında 25.11.2007 olarak yanlış gösterilen suç tarihinin mahallinde 05.12.2007 olarak düzeltilmesi mümkün görülmüştür.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
5237 sayılı TCK’nın 158/1-j bendinde,dolandırıcılık suçunun, Banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla, işlenmesi, nitelikli hal olarak kabul edilmiştir. Bu suçun oluşabilmesi için, Kredi elde eden kişinin banka veya diğer kredi kurumu görevlilerini hile ile aldatmış olması gerekir. Krediyi alan kişinin aldatıcı herhangi bir eylemi olmaksızın, sırf banka elemanlarının kendi görevlerini layıkıyla yerine getirmemeleri yüzünden bir kredi açılmışsa,dolandırıcılıktan bahsedilemez,şartları varsa bankacılık suçundan bahsedilebilir. Bu suçun mağdurları banka ve diğer kredi kurumlarıdır.5411 sayılı “Bankacılık Kanununun 3. maddesinde banka,48. maddesinde ise kredinin tanımı yapılmıştır. Tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlama suçun konusudur. Kredinin tahsis edilmesinin gerekli olup olmadığı,kredi verecek kuruluşun mevzuatında öngörülen düzenlemeler çerçevesinde belirlenir. Fiil,sahte kıymet takdiri raporları veya gerçeğe aykırı belgeler,bilançolar düzenleyerek hileli davranışıyla bunları aldatmaktadır. Kredi kurumu banka olmamasına karşın faiz karşılığında olsun veya olmasın, kanunen borç vermeye yetkili kılınan kurumlar anlaşılır. Bu itibarla böyle bir yetkiye sahip olmayan bir kişi veya kuruluşa karşı bu fiilin işlenmesi hâlinde koşulları varsa,basit dolandırıcılık suçu söz konusu olacaktır.
Sanığın, şikayetçi adına 25.11.2007 tanzim, 15.04.2008 vade tarihli, 4350 TL bedelli olan ve soruşturma aşamasında sahte olduğu belirlenen senedi düzenleyerek H.. B.. Burdur Şubesine teminat olarak vermek suretiyle ticari kredi çektiği ve söz konusu krediyi ödememesi üzerine H.. B.. tarafından söz konusu sahte senedin icra takibine konulduğu, bu şekilde sanığın şikayetçi adına sahte olarak oluşturulmuş olan senedi bankaya vererek kredi çektiğinin iddia edildiği olayda;
.1- Sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükme yönelik yapılan temyiz incelemesinde;
5271 Sayılı CMK’un 231. maddesine göre verilen ve davayı sonuçlandırıcı nitelikte olmayan “hükmün açıklanmasını geri bırakılmasına” ilişkin karara karşı aynı kanunun 231/12. maddesine göre itiraz yolu açık olup temyiz olanağı bulunmadığından 5271 Sayılı CMK’un 264. maddesi uyarınca kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunda merciin belirlenmesinde yanılma, başvuran sanığın haklarını ortadan kaldırmayacağından temyiz dilekçesinin itiraz dilekçesi olarak kabulü ile görevli ve yetkili ilk derece mahkemesince itiraz konusunda inceleme yapılması için dosyanın incelenmeksizin MAHALLİNE İADESİNE,
2- Sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan hükme yönelik yapılan temyiz incelemesinde;
5271 sayılı CMK’nın 225. maddesi uyarınca hükmün konusu, duruşmanın neticesine göre iddianamede gösterilen fiilden ibaret olup, iddianamede sanık hakkında, sahte resmi belge düzenleyip kullanmaktan dava açıldığı, iddianamedeki sevk ve tavsife göre “nitelikli dolandırıcılık” suçundan açılmış bir
dava bulunmadığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 08.06.1997 gün ve 88/147 sayılı ve benzer kararlarında da açıklandığı üzere; bir olayın açıklanması sırasında başka bir olaydan söz edilmesi o olaydan da dava açıldığını göstermeyeceğinden hareketle, dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarının birbirinden ayrı ve bağımsız suçlar olduğu ve dolandırıcılık suçundan açılan bir davanın bulunmadığı anlaşılmakla, sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçundan dava açıldığına yönelik isabetsiz gerekçelerle verilen görevsizlik kararına dayanılarak yargılama yapılmak suretiyle ” nitelikli dolandırıcılık suçundan da sanığın mahkumiyetine hükmolunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, 5320 sayılı Kanunun 8/1.maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321.maddesi gereğince hükmün BOZULMASINA, 10.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.