YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/12157
KARAR NO : 2012/42299
KARAR TARİHİ : 27.09.2012
Dolandırıcılık suçundan sanıklar … ve …’ın 5237 Sayılı TCK.nun 37.maddesi delaletiyle 157/1, 62, 52/2.maddeleri gereğince 10 ay hapis ve 400 TL adli para cezasıyla cezalandırılmalarına dair Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesi’nin 10/11/2006 tarihli ve 2005/204 E, 2006/481 K sayılı karar aleyhine vaki temyiz istemi üzerine “bozma,” “düzeltilerek onama” talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07/04/2009 gün ve 2007/29815 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilmiş, Dairemizin 03/05/2012 gün ve 2011/12902 Esas 2012/36212 sayılı kararıyla hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına ve Basın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun yürürlüğe girmesi üzerine anılan kanunun 99.maddesiyle değişik 5271 Sayılı CMK.nın 308.maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan itiraz üzerine dosya incelenerek gereği düşünüldü.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz dilekçesinde ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden KABULÜNE,
Dairemizin 03/07/2012 gün ve 2011/15138 esas 2012/40506 sayılı kararının KALDIRILMASINA,
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikli hileli davranışlarla hataya düşürüp, onuna veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir taım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yangılıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanıkların halen idarece kullanılmakta olan “Kontrol ve Denetim Tutanağı” koçanı ve ellerinde telsiz ile şikayetçilere ait işletmelere girip kendilerini denetim için gelen görevliler şeklinde tanıtmaları, onlara işletmelerinde bazı eksiklikler olduğunu bildirerek bir miktar para verilmesi halinde problemi halledebileceklerini söylemeleri ve bu şekilde haksız yarar sağlamaları şeklinde gerçekleşen eylemlerinin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna dair mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1) Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı İzmir İl Müdürlüğünden geldiklerini söyleyen ve mağdurlar nezdinde “kontrol ve denetim” görevlileri intibaı uyandıran, fiilerinde adı geçen kurumun halen idari işlemlerinde kullanılan maddi varlıklarından olan “Kontrol ve Denetim Tutanağı”nı bulunduran sanıkların eylemlerinin TCK.nın 158/1-d maddesinde tanımlanan “Kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık” suçlarını oluşturduğu halde yazılı şekilde “basit dolandırıcılık” suçlarında hükümler kurulması,
2)Mağdur …’ın dosyaya sunduğu 05/09/2005 havale tarihli şikayetten vazgeçme dilekçesinde “..mağduruyetim giderilmiştir…”; mağdur …’ın ise 20/09/2005 tarihli duruşmadaki tutanağa geçen “…paramı geri aldım..şikayetim bulunmamaktadır.” şeklindeki beyanları nazara alınarak, TCK.nun 168.maddesinde düzenlenen “etkin pişmanlık” hükümlerinin her iki sanık açısından uygulanabilirlik koşullarının araştırılmaması, bu hususun karar yerinde tartışılmaması,
3) Hapis cezası alt sınırdan tayin olunduğu halde aynı gerekçe ile adli para cezasına esas alınan tam gün sayısının alt sınırın üzerinde belirlenmesi,
4) 5237 Sayılı Yasanın 53.maddesinin 1.fıkrasının c bendinde yer alan kendi alt soyu üzerinde velayet, vesayet ve kayyımlık haklarına ilişkin hak yoksunluğunun, aynı maddenin 3.fıkrasına göre koşullu salıverilmeye kadar uygulanabileceği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
5) Hükümden sonra, 08/02/2008 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunun 562.maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK.un 231.maddesi uyarına; hükmolunan cezaların tür ve sürelerine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.un 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, hükmolunan cezalar yönünden kazanılmış hakların saklı tutulmasına, 27/09/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.